Posts Tagged ‘Felsefe Ders Notları’

PostHeaderIcon Felsefe Ders Notları

Felsefeye Giris

Felsefenin Anlami

Sistemli felsefe geleneginin kökleri 2500 yil öncesine, eski yunanlilara kadar uzanir.Grekçe’de felsefe, philos (sevgi) ve sophia (bilgi) sözcüklerinin birlesmesinden olusmus “philosophia” sözcügünden gelmektedir.Bilgi dostu anlamina gelmekte olup felsefe yapan kisilere filozof denir. Felsefe bir soru sorma , sorgulama etkinligidir; varligi sorguya çekmektir. Filozof ele aldigi konuyla ilgili sorular sorar ve bunlara, akla dayanarak, sistemli ve tutarli bir biçimde yanitlar vermeye çalisir. Felsefe bir bilgi türüdür.Felsefeden baska bilgi türleri de vardir. Felsefeyi anlamak için, bilginin ne oldugunu, nasil bir bilgi oldugunu anlamak gerekecektir.

•  Bilgi Nedir – Bilgi Türleri Nelerdir?

•  Bilginin Tanimi : Insan, içinde yasadigi evrende, çevresindeki nesneleri, yasanan olaylari ve durumlari, duyu verilerini, hayal gücünü ve düsünme yetenegini kullanarak anlamaya çalisir. Bilgi, insanin çevresiyle kurdugu iliskinin sonucudur. Özne (Sübje) ile nesne (obje) arasindaki etkilesim sonucu ortaya çikan bir üründür. Özne (sübje), anlayan, yorumlayan, kavrayan insan bilincidir. Nesne (obje), insanin kendi disinda yer alan her seydir.

UYARI : Bilgi, yalnizca objelerin algilanmasi ile olusmaz. Hayal kurma, tasarlama, animsama ve düsünme de bilgiyi olusturan unsurlardir. Örnegin, bilgisayari rengi ve biçimiyle algilamak da bir bilgidir. Pisagor teoremini düsünmek, üniversite kazanmayi hayal etmek, dünkü maçta atilan golü animsamak da bir bilgidir.

•  Bilgi Türleri :

•  Gündelik (Ampirik) Bilgi : Özne (sübje) ile nesne (obje) arasindaki iliskinin sonuçlarinin dogrudan duyu verileri ve yasam deneyimleri yoluyla kurulmasi ile gündelik bilgi elde edilir. Örnek: Kavak yapraklarinin erken dökülmesi kisin sert geçecegini göstermesi, papatya çayinin öksürüge iyi gelmesi.

•  Gündelik Bilgi :

•  Özneldir (sübjektiftir)

•  Amaçsiz, sistemsiz ve yöntemsiz olarak elde edilir.

•  Yasami kolaylastirmasinin yani sira yaniltici da olabilir.

•  Dinsel Bilgi : Özne (sübje) ile nesne (obje) arasindaki iliskinin inanç, Tanri, kutsal kitap ve din çerçevesinde kuruldugu bilgi, dinsel bilgidir.

Dinsel Bilgi

•  Dogmatiktir

•  Ayin ve ibadet kurallari içerir.

•  Insanin iç yasamini ve toplumsal yasami düzenleyen kurallar içerir.

•  Teknik Bilgi : Insanlarin yasamlarini kolaylastiran araç ve gereçlerin yapilmasinin bilgisi teknik bilgidir. Örnek: Tas balta, toprak kap, tahta kasik, otomobil üretimi, bilgi saya,, uzay araçlarinin üretimi..

Teknik Bilgi :

•  Insanlarin pratik yasamlarini kolaylastirir

•  Insanlarin, dogaya egemen olmalarini ve dogayi insan yararina degistirmelerini saglar

•  Sanat Bilgisi : Sanatçi özne (sübje) nin, nesnel dünyayi, estetik duygusu olusturacak biçimde kendinden bir seyler katarak yeniden yaratmasiyla sanat bilgisi olusur.

Sanat Bilgisi :

•  Subjektiftir (özneldir)

•  Yaraticidir

•  Sezgilere ve yaratici hayal gücüne dayanir

•  Ürünleriyle somuttur

•  Bireyseldir ve duygulara yöneliktir.

•  Bilimsel Bilgi : Özne (sübje) ile nesne (obje) arasindaki iliskinin sinirli bir konuda ve belli bir yöntemle her zaman geçerli sonuçlara ulasmak için amaçli ve sistemli olarak kurulmasi sonucu bilimsel bilgi elde edilir.

•  Bilimsel Bilgi Türleri : Bilimsel bilginin yöneldigi konu ve kullandigi yöntemlere göre bilimler üçe ayrilir :

•  Formel (Ideal) Bilimler : Konusu dogada bulunmayan, insan zihninin soyutlama gücü ile ulastigi kavramlari inceleyen bilimlerdir. Örnegin pi sayisi, rakamlar, sinüs, açi, limit gibi kavramlarin gerçeklikleri dogada yoktur ve insan bu kavramlari zihninde gerçeklestirir. Formel bilimlerde, genellikle tümdengelim yöntemi kullanilir.

•  Doga Bilimleri : Dogada olup biten olaylari, neden sonuç iliskileriyle genellemeler yaparak açiklayan bilimler doga bilimleridir. Fizik, kimya, biyoloji, jeoloji, astronomi gibi bilimler doga bilimleri siniflandirmasinda yer alir. Doga bilimleri, genelde tümevarim yöntemini kullanirlar.

•  Insan Bilimleri : Insanin ve toplumlarin tarihsel gelisim sürecinde yapip ettiklerini inceleyen bilimler insan bilimleridir. Örnegin, sosyoloji toplumlari ve toplumlarin yasadiklari olaylari, yapip ettiklerini inceledigi için insan bilimidir. Tarih, sosyoloji, dilbilim, antropoloji birer insan bilimidir.

UYARI : Psikoloji, insani inceledigi için insan bilimleri içinde yer alirken, deneysel yöntemler kullanma özelligi ile insan bilimlerinden uzaklasip dogal bilimlere yaklasir.

•  Bilimsel Bilginin Özellikleri :

•  Insanin merak ve hayretinden kaynaklanir.

•  Akla dayanir. Bilimin bulgulari insan aklina uygundur.

•  Sistemlidir.

•  Yöntemlidir.

•  Yigilarak (birikerek) ilerleyen bilgidir.

•  Nedensellik ilkesine dayanir.

•  Elestireldir.

•  Öngörülerde bulunur.

•  Evrenseldir.

•  Nesneldir.

•  Genellenebilir bilgilerdir.

•  Felsefe Bilgisi : Özne (sübje) nin, evreni, insani, evrende insanin yeri ve kaderini salt düsünce temelinde sistemli olarak açiklama ve yorumlama çabasina felsefi bilgi denir. Filosafia (felsefe) bilgelik sevgisi anlamina gelir. Felsefenin ilk kuruculari bilgeligi, bilgiyi ve bilmeyi sevmek, erdemli ve mutlu yasamayi istemek ve aramak olarak anlamislardir.

•  Felsefi Bilginin Dogusu : Felsefe, en özgün biçimiyle Ilk Çag doga filozoflarinda görülür. Felsefenin kurucusu olarak Thales kabul edilir. Thales ve diger doga filozoflari evreni salt düsünce temelinden hareket ederek bütüncü bir yaklasimla ele aldilar ve ilk ciddi felsefe örneklerini verdiler.

•  Felsefi Bilginin Özellikleri :

•  Insanin anlama isteginden kaynaklanir.

•  Akla dayanir.

•  Evrenseldir.

•  Sistemlidir.

•  Elestireldir.

•  Özneldir (sübjektif). Sonuçlari kesin degildir.

•  Yigilan (biriken) bilgidir.

•  Sinirli bir alanin bilgisi degildir.

Felsefenin Konulari

Varlik felsefesi, Bilgi felsefesi, Siyaset felsefesi, Sanat felsefesi, Din felsefesi, Ahlak felsefesi ve

Bilim felsefesi.

•  Felsefenin Diger Alanlarla Ilgisi

•  Felsefe – Bilim iliskisi : Ilk Çaglarda bugün bilim adini verdigimiz tüm alanlarin konulari felsefenin içindeydi. Ilk Çag doga filozoflarindan Pythgoras (Pisagor) felsefeciliginin yaninda, matematikçiydi. Ancak zamanla konu alanlarini belirleyen bilimler, araliklarla felsefeden ayrilmis ve bagimsiz bilimler haline dönüsmüslerdir. I.Ö. 3. yüzyilda Euclides’le (Öklid) geometri felsefeden ayrilmis ve ilk bagimsiz bilim olmustur. Felsefe, bilimlerin çözümlenmeyen alan ve sorunlari ile ilgilenir, onlari tartisir ve bilimlerin dikkatini o alanlara çeker. Bilimler kendi yöntem ve teknikleri ile bu alanlara yönelir. Böylece tarihsel süreçte bilimlerin alani genislerken felsefenin alani daralir. Bilimsel gelisme sürecinde ne bilim felsefesiz, ne de felsefe bilimsiz yapabilir.

•  Felsefe ve Bilimin Ortak Özellikleri :

•  Her ikisi de insanin merak ve hayretinden kaynaklanir.

•  Her ikisi de akla dayanir.

•  Her ikisi de sistemli bilgilerdir.

•  Her ikisi de evrenseldir.

•  Her ikisi de dogruya ve gerçege ulasmayi amaçlar.

•  Felsefe ve Bilimin Farklari :

•  Her bilim, varligin yalnizca bir yönüyle ilgilenir, felsefe varligin tüm yönlerini anlamaya ve açiklamaya çalisir.

•  Bilimler kendilerine özgü yöntemler kullanirken, felsefe bilimlerin yöntem ve konularini elestirip tartisir.

•  Bilimler, genel yasalara ulasmakla yetinirken, felsefe bilimlerin sonuç ve yasalarini da tartisir.

•  Bilimler, nedenleri arastirirken, felsefe niçinleri arastirir.

•  Bilimsel nesnel (objektif), felsefe öznel (sübjektif) dir.

•  Bilimlerin sonuçlari kesin, felsefenin sonuçlari tartismalidir.

•  Bilim, olani incelerken, felsefe olmasi gerekeni inceler.

•  Bilimin araçlari deney ve gözlem, felsefenin araçlari yaratici düsünme, hayal gücü ve sezgidir.

•  Bilimin öngörüleri yüksek olasilikla gerçeklesirken, felsefenin tahminleri zayif olasilikla gerçeklesir.

•  Bilim yigilarak ilerleyen bilgidir. Felsefe yalnizca yigilan bilgidir.

•  Felsefe – Din Iliskisi : Insanin ve evrenin nasil varoldugu, insanin evrendeki yeri ve kaderi, insanin ve evrenin varolus amaci, insanin mutluluga nasil ulasabilecegi gibi sorular felsefenin de dinin de tartistigi sorulardir. Din, açiklama ve yorumlarini iman ve vahiy temelinde yaparken, felsefe salt düsünce temelinde yapar. Din, imanin ve vahyin açiklamalarini tartismasiz dogru sayarken felsefe elestirellige ve kuskuculuga dayanir, özgür düsünceyi benimser.

•  Felsefe – Sanat Iliskisi : Sanat felsefesi (estetik) adi verilen alanda felsefe, sanata bakis açisini ortaya koyar, güzelin ölçütünü bulmaya çalisir.

Sanat, güzeli bulmaya çalisirken, felsefe, dogruyu bulmaya çalisir. Sanatin sonuçlari, sanat eseri olarak, somut ürünler olarak ortaya konurken, felsefenin sonuçlari soyut düsünce ürünleridir. Sanatta yaratici hayal gücü temel araçken, felsefede düsünme gücü temel araçtir.ss

•  Felsefenin Geregi: Felsefe ögrenmenin bilimler gibi insan yasamina dogrudan katkisini beklemek kuskusuz zordur. Bilgi, pratik yasamda kullanildigi oranda önem kazanir. Felsefi bilgi de dolayli olarak insan yasamini degistirir.

Felsefe ;

•  Insanin anlama ihtiyacini karsilayarak “insan olmanin” bilincine vardirir.

•  Insanin çevresinde olup biten her seye elestirel yaklasmasini, böylece kendi düsünce gücüyle olaylari anlamasini saglar.

•  Kisiye, baskalarinin görüslerine saygi duymayi, onlara karsi hos görülü olmayi ögretir.

•  Bilimlere yol gösterir, bilimlerin gelismesinin dinamigini olusturur.

•  “Bilgi toplumu” nun olusmasina ve bilginin üretilmesine katkida bulunur.

•  Toplumsal yasamda baska insanlarla iletisim kurmada yardimci olur.

Kisaca felsefe, evrende, düsünen, anlamaya çalisan, sorgulayan, elestiren, yorumlayan bir varlik olmamizin ayricalikli onurunu hissettirir.

•  Felsefenin Islevi : Felsefe Eski Yunan’da doga filozoflari ile baslamistir. Thales, Anaximandros, Anaximenes, Herakletios, Parmenides, Pythagoras, Demokritos gibi filozoflar varligi merak etmisler, evrenin nasil ve neden olustugu sorularina yanit aramislardir. Varlik ve arkhe (varligin ilk nedeni) sorununun çözümsüzlügünü gören ilk Çag Yunan filozoflari sofistlerle insana yönelmisler, insan üzerine tartismislar, açiklamalar getirmislerdir. Sokrates, Platon ve Aristoteles kendilerinden önceki düsünceleri toparlayarak daha bütüncül felsefi sistemler kurmuslardir.

Helenistik dönemde, yasamin amacini ve insanin mutlu olmasinin yollarini arastiran Epikürosçuluk, Stoacilik, Septisizm (Kuskuculuk) gibi akimlar dogmustur.

Roma Imparatorlugu’nun kurulmasi ile dogu ve bati felsefelerinin senteze dogru gittigini görüyoruz; dogu mistisizmi ile Platon idealizmini uzlastiran Plotinos Yeni Platonculuk akimini kurmustur.

Orta Çag’a gelindiginde, din merkezli, teokratik ve dogmatik nitelikli skolastik felsefe batida bilim ve felsefede duraklamaya, hatta gerilemeye yol açmistir.

Ayni dönemde Islam dünyasi bilim ve felsefede altin çagini yasamistir. Bati, Islam dünyasindaki felsefi ve bilimsel gelismelerin etkisi ile Rönesans ve Reform hareketlerini yasadi.

Bilimsel gelismelerin etkisi ile Francis Bacon, Rene Descartes, Leibniz, John Locke, David Hume, Immanuel Kant gibi felsefeciler yetismistir.

20. yüzyila gelindiginde, insani toplum ve çevresi ile baglantili bir varlik olarak ele alan diyalektik materyalizm, pozitivizm, pragmatizm, fenomenoloji ve egzistansiyalizm gibi akimlar dogmustur.

•  Felsefe ve Metafizik : Doga üstü konulari ele alan, bunlari akil yoluyla açiklamaya çalisan, evren ve insanla ilgili kanitlanmasi ve çürütülmesi mümkün olmayan yorumlar getiren felsefe alani metafiziktir.

Metafizik tarihsel gelisim sürecinde varliga, bilgiye ve insana, tanri ve ruh gibi doga üstü kavramlarla yaklasmis, duyu organlarinin kavradigi nesnel gerçekligi dislamistir.

•  Metafizigin Tartistigi Baslica Sorunlar

•  Varlikla ilgili (ontolojik) sorunlar : “Gerçekten var olan nedir?” sorusu metafizigin yüzyillardir tartistigi temel sorunlardan biridir. Bu soruya verilen yanitlar, iki akimin dogmasina neden olmustur.

•  Materyalizm : Gerçekten var olan maddedir. Düsünce ve ruh maddenin ürünüdür.

•  Idealizm : Gerçekte var olan düsünce ve ruhtur. Madde, düsünce ve ruhun ürünüdür.

•  Evrenle ilgili (kozmolojik) sorunlar : Metafizik, evrenin nasil olustugunu tartisir. Evrenin olusumu ile ilgili sorunlarin tartisilmasindan üç ana akim dogar.

•  Teoloji (erekbilim) : Evren bir erege göre olusmustur. Genelde, Tanri’nin evreni bilinçli ve planli bir biçimde yarattigini savunan bir görüstür.

•  Mekanizm : Evrende her sey nedensellik ilkesine göre olusmustur.

•  Teoloji : Evrende olup biten her seyi tanriya baglayan görüstür.

•  Ruhun varligi ile ilgili sorunlar : Metafizik, “Ruh var midir?”, “Varsa niteligi nedir?”, “Ruh bedenle nasil iliskiye geçer?”, “Ruhun ölümsüzlügü nasil açiklanir?” gibi sorulara yanit arar.

Felsefenin Ana Konulari

Bilgi Felsefesi (Epistemoloji)

•  Bilgi Felsefesinin Konusu : Doga ve evrenle ilgili sorunlara tanri ve ruh baglaminda getirilen metafizik açiklamalar duyu organlarinin verileri ile açiklanamadigindan bilginin kaynagina dogrudan yönelmek geregi dogmustur. Böylece bilgi, felsefenin ana konularindan birini olusturmustur. Bilgi felsefesinin konulari :

•  Bilgi Kurami (teorisi) : Sübje (bilen) ile obje (bilinen) arasindaki iliskiyi inceleyen bilgi felsefesi alanina bilgi kurami denir. Sübjenin, objeyi incelerken ulasacagi sonuçlar felsefe açisindan tartismalidir. Bu tartismalar bilgi kuraminda iki temel çerçevede ortaya çikmaktadir.

Bilgi Kuraminin Temel Kavramlari

Dogruluk (Hakikat) : Bilginin bilgi konusu ile tam uygunluk içinde bulunmasidir. Bir bilginin dogrulugu, onun kanitlanabilmesi ile mümkündür. Çünkü dogruluk düsünce ile nesne (obje) nin uygunlugudur.

Gerçeklik : Insan bilincinden bagimsiz olarak var olanlardir. Gerçeklik varligin bir özelligi baska bir deyisle var olus tarzidir.

Temellendirme : Bir yarginin dogruluk iddiasinin dayanaginin gösterilmesidir. Felsefede ileri sürülen her yargi gerekçeleri gösterilerek temellendirilir. Temellendirme yargilari derinligine ve genisligine arastirarak yapilir.

•  Bilginin kaynagi : “Insan bilgiye hangi araçlarla ulasir?” sorusuna yanit arar. Bu soruya verilen yanitlar farkli felsefi sistemlerin dogmasina yol açar. Bilginin kaynagi akildir, çünkü duyu organlarinin bilgisi zorunlu ve kesin degildir diyen rasyonalizme karsi empirizm, bilginin kaynagi deneydir, dogru ve kesin bilgiye duyu organlari araciligi ile yapilan deney ve gözlem ulastirir görüsünü savunur. Entüisyonizm (sezicilik) ise bilginin kaynaginin sezgi oldugunu ileri sürer.

•  Bilginin degeri : Neleri ne derece bilebiliriz? Bilginin insan yasamindaki yeri ve önemi nedir? Nelere bilgi demek gerekir? Sorularina bilgi kurami yanit arar.

 

•  Mantik : Dogru bilgiye ulasmak için düsünceler arasindaki iliski ve düzeni yöneten ilke ve yasalari saptayan alan mantik (lojik) tir. Mantik dogru düsünmenin kurallarini koyar, ilkelerini saptar. Bilgi kurami, bilginin objesi ile uygunlugunu temellendirirken mantigin kural ve ilkelerine dayanir.

•  Bilgi Felsefesinin Temel Problemleri (Dogru Bilginin Olanagi Problemi) : Bilgi felsefesinin tartistigi temel sorun, dogru bilginin olanakliligi sorunudur. Mutlak, kesin bilgilere ulasilip ulasilamayacagi sorununa verilen yanitlar iki baslikta toplanabilir:

•  Dogru Bilginin Olanakliligi : Mutlak, dogru bilginin mümkün oldugunu savunan sistem ve felsefeciler, dogru bilgiye nereden, nasil ve hangi araçlarla ulasilacagi konusunda farkli görüsler ileri sürerler.

•  Rasyonalizm (Akilcilik) : Rasyonalizme göre, zorunlu, kesin ve genel geçer bilgilere ancak akilla ulasilir. O halde dogru bilginin kaynagi akildir. Duyu organlarinin verileri geçici ve dogrulugu kesin olmayan bilgilerdir ve bu verilere güvenilemez. Felsefe evreni ve insani kavrarken akli kullanarak dogru bilgilere ulasabilir.

Temsilcileri :

•  Sokrates : I.Ö. 5. yüzyilda yasamistir. Sofist görelilige (relativizme) karsi çikmis, bilgilerimizin dogustan var oldugunu savunmustur. Sokrates’e göre ögretmenin görevi yeni bir sey ögrenmek degil insanin aklinda sakli olan bilgileri dogurtmaktir. Sokrates’in bu yöntemine diyalektik adi verilir ve karsilikli konusmaya, tartismaya dayanir.

•  Platon : Platon’a göre bilginin kaynagi duyu organlari olamaz. Çünkü duyu verileri kisilere göre degisir. Oysa matematigin bilgileri kesindir. Platon’a göre iki türlü dünya vardir : idealar ve görünenler (fenomenler) dünyasi. Içinde yasadigimiz nesneler dünyasi gerçek degildir. Fenomenler dünyasi dedigi bu dünyanin bilgisi doxa (sani) dir. Gerçek olan idealar dünyasidir ve bu dünya ancak akilla kavranir. Duyularla kavradigimiz fenomenler dünyasi idealar dünyasinin bir gölgesi bir kopyasidir.

•  Aristoteles : Aristoteles’e göre idealar nesnelerden bagimsiz degildir. Idealar, tek tek nesnelerin özünde tümel kavramlar olarak vardir. Bilginin amaci tekil yani bireysel olani bilmektir. Çünkü gerçekten var olan tek tek seylerdir. Ancak tekilin bilgisine genelin bilgisinden yani tümelden ulasilir. Gerçek bilgi genel yargilara dayanan önermelerdir. Bunun yöntemi de tümdengelim (dedüksiyon) dir. Tümdengelimin en mükemmel biçimi ise kiyas (tasim) tir.

•  Farabi : Farabi’ye göre, bilginin üç kaynagi duyular, düsünce ve akildir. Düsünme ve akil yürütme yoluyla tekil bilgiler biçimlendirilerek hakiki bilgiye ulasilir. Böylece genel geçer ve kesin bilgi elde edilir. Farabi’ye göre akil, iyi ve kötüyü, güzel ve çirkini, dogru ve yanlisi birbirinden ayirarak en yüce erdem olan bilgiye ulasilir; böylece Tanri’ya ulasmanin da yolunu bulmus olur.

•  Descartes : Descartes, bilgi modeli olarak analiz ve senteze dayanan matematigi benimser. Matematik bilgilerin kaynagi akildir. Arastirmalari sirasinda ünlü “metodik süphe” yöntemini kullanir. Bu yönteme göre;

•  Her seyden süphe ederim

•  Süphe ettigimden süphe edemem

•  O halde süphenin kaynagi olan kendi varligimdan süphe edemem. Düsünüyorum, öyleyse varim (Cogito, ergo sum).

•  Insanin Ben’inde (Ego) Tanri kavrami vardir.

•  Tanri’nin yarattigi evrenin varligindan süphe etmem.

•  Spinoza : Spinoza da metafizigi ve geometriyi bütün bilimlerin ideal modeli olarak görür. Çünkü, metafizik ve geometrinin sonuçlari kesin ve zorunludur. Bu özelligi de kullandigi yöntemden gelir. O halde felsefe alanina da bu yöntem uygulanmali ve felsefede de açik ve seçik bilgilere ulasilmalidir. Spinoza “Etika” adli yapitinda felsefi sorunlari, tipki geometri problemlerini çözer gibi ele almistir.

•  Leibniz : Leibniz’de Spinoza gibi matematigin yöntemini felsefeye uygulamak istemis, matematik dili kullanarak yapilan bir felsefe düsünmüstür.Duyu verilerini inkar etmeyen Leibniz, bunlarin yeterince açik seçik olmadigini savunur. Mükemmel bilgi, matematigin bilgisi olan rasyonel bilgidir. Çünkü matematigin kavramlari arasindaki iliskiyi akil kurar. Leibniz’e göre, Tanri fikri ve aklin ilkeleri, insan zihninde deneyden önce ve dogustan vardir.

•  Hegel : Kesin bilgiye akilla ulasilabilecegini savunan Hegel, duyu verilerinin varligin özünü vermeyecegini savunur. Hegel’e göre, gerçege, diyalektik adi verilen “kavram” la ulasilabilir. Diyalektik, tez, anti-tez, sentez asamalarindan geçerek bilgiyi olusturur. Önce ide (fikir) kavram olarak vardir (tez). Ide kendi disina çikarak dogayi olusturur (anti-tez). Kendine yabancilasan ide ahlak, din, hukuk, sanat gibi alanlarda tekrar kendi tinsel (ruhsal) varligina döner (sentez).

•  Empirizm (Deneycilik) : Dogru bilgiye duyu verileri ve deneyle ulasilabilecegini savunan akimdir. Insan aklinda dogustan bilgi olmadigini ve bilgiye dis dünyadan gelen deney verileri ile ulasilabilecegini ileri sürer. Bilginin kaynagi deneydir. Empirizm deneye dayanan fizigi temel alir. Empirizmin ilk örnekleri ilkçagda Epiküros’ta görülür. Ona gör bütün bilgilerin ilk kaynagi duyudur.

Temsilcileri :

•  John Locke : Locke, rasyonalizme karsi çikarak insan aklinin dogustan “bos levha” (tabular asa) oldugunu savunur. Bos levha deneyler ve aliskanliklarla sonradan dolar ve bilgiye dönüsür. Locke’a göre insan aklinda dogustan bilgi yoktur. Locke bilginin olusumunu hep ikili gruplara ayirarak inceler. Önce bilgiyi olusturan deney alanini ikiye ayirir :

Dis Deney : Dis dünyayi duyularla tanimamizi saglar.

Iç Deney : Zihinsel islemlerle içimizde olusan olaylari bildirir. Dis ve iç deney düsünce ve tasavvurlarimizin (ideal) kaynagidir. Düsünce ve tasavvurlar da iki biçimde olusur.

Yalin Tasavvurlar : Duyumlar ve ruhsal olaylarla ilgili tasavvurlardir.

Bilesik Tasavvurlar : Yalin tasavvurlari birlestirerek düzenleyen, zihin tarafindan üretilen tasavvurlardir.

Ikincil nitelikler : Algilayan sübjeye bagli olarak duyumsanan ve tasavvur edilen niteliklerdir.

Birincil nitelikler : Nesnelerin sübjeden bagimsiz olarak kendiliginden sahip olduklari özelliklerdir.

•  George Berkeley : Empirizmi, dogrudan duyu algisi olarak kabul eder. Duyu algilarinin disindaki bilgi kaynaklarini reddeden Berkeley, zihnin soyutlama gücüyle elde ettigi kavramlarin bilgi oldugunu da reddeder.

•  David Hume : Hume’a göre tek deney alani vardir. O da dünyayi duyularla tanimamizi saglayan dis deneydir. Zihinde yalnizca duyumlar ve izlenimler ile fikirler (idealar) vardir. Düsünme ilkelerinin kaynagi da dis dünyadir. Nedensellik ilkesi aklin zorunlu sonucu degil, olaylarin ard arda yasanmasinin yarattigi bir “aliskanlik” ya da “çagrisim” dir. Olaylar arasinda objektif bir nedensellik bagi yoktur. Ona göre deneysel bilimler yalnizca olaylar arasindaki ilgiyi saptamali daha ileriye gitmemelidir.

•  Condillac : Empirizmi tümüyle duyumculuga (sensüalizm) indirger. Condillac’a göre tüm bilgilerin kaynagi duyulardir. Duyu verilerinin disinda hiçbir sonuç bilgi degildir. Insaninki gibi iç organlari olan bir heykelin disi mermerle kapli oldugu için hiçbir etkilenimi olmaz. Ancak heykelin mermer kabuklari kaldirilinca duyumlar ortaya çikar. Böylece heykel ruhsal ve zihinsel bir yasama ulasir.

•  Kritisizm (Elestiricilik) : Kristizm, bilgi teorisine akli inceleyerek yaklasmaya çalisir. Bunun için de bilgiyi saglamada aklin rolünü ve deneyin rolünü ayri ayri ele alarak rasyonalizmle empirizmi uzlastirmak ister.

Temsilcisi

•  Immanuel Kant : Kant’a göre, “Bütün bilgi deneyle baslar ama deneyden dogmaz.” Deney bilginin hammaddesini saglar, dolayisi ile deney verileri tek basina bilgi degildir. Deney verilerini bir düzene koymak için akla gereksinim vardir. Akilda, deneyden gelmeyen (a priori) kategoriler (kaliplar) vardir. O halde bilgi, deneyden gelen (aposteriori) verilerin zihinde dogustan bulunan ve deneyden gelmeyen kategorilerde düzenlenmesi ile elde edilir.

UYARI : Kant deneyden gelen bilgi ve verilerini bilginin hammaddesi kabul ederek empirizme; ancak bu deney verilerinin zihinde dogustan bulunan kategorilerde islenerek bilgiye dönüstügünü kabul ederek de rasyonalizme yaklasir. Kant ayrica, dogru ve kesin bilgiye ulasilabilecegini savunan dogmatizm ile tüm bilgilerin duyu verilerinden kaynaklandigi için göreli oldugunu savunan septisizmi de uzlastirmaya çalisir. Kant bu uzlasmayi saglarken bilgi alanini ikiye ayirir. Fenimenler ve numenler alani. Fenomenler (görünenler) alaninin bilgisi duyu verileriyle olusur ve nesneler dünyasinin bilgisi duyu organlari ile kavranir. Bu bilgi insanlara göre degismez, bu nedenle nesneldir (objektiftir). Ancak duyu organlarinin bilgilerinin disinda kalan numenler alaninin bilgilerini bilemeyiz. Çünkü bunlar zihinde dogustan bulunan kategorilere göre biçimlenmez. Numenler alaninin bilgisi metafizik bilgilerdir ve metafizik bilgiler kesin degildir. Kant, duyu verilerinin bilgilerinin tüm insanlar için ayni oldugunu savunarak nesnelligi ön plana çikartip dogmatizme yaklasirken, numenler alaninin metafizik bilgilerinin göreli (relatif) oldugunu savunarak septisizme yaklasir.

•  Pozitivizm (Olguculuk) : Doga bilimlerinin hizli bir biçimde gelistigi 19. yüzyilda dogmustur. Felsefi sistemler yasadiklari çagin özelliklerinden etkilenerek biçimlenir. Pozitivizm de 19. yüzyila damgasini vuran doga bilimlerinden etkilenerek dogmustur. Pozitivizm ancak duyu verilerine ve deneye dayanan olgusal dünyanin bilinebilecegini ve bu bilgiye de bilim araciligi ile ulasilabilecegini savunur.

Temsilcisi :

•  Auguste Comte : Pozitivizmin kurucusu Comte’a göre, insan yalnizca, duyu verilerine dayanan dis dünyayi bilebilir. Deneyle denetlenemeyen her türlü felsefi soru anlamsizdir. Bu yüzden, olgularin arkasinda yatan nedenler degil, olgularin arasindaki iliskilerin bilgisine ulasmayi amaçlamak gerekir. Felsefe, deney sonuçlarini sistemlestirerek ahlak, din, siyaset gibi alanlarda kullanmalidir. Felsefenin görevi bilimin içine karisan metafizik unsurlari, bilimden ayiklamak olmalidir. Comte, insanligin bilimin egemen oldugu pozitif döneme ulasana dek üç asamadan geçtigini söyler. Comte’un bu görüsüne üç hal yasasi denir :

•  Teolojik dönem : Ilkel toplumlar dünyayla ilgili tüm sorularin yanitlarini tanrida ve tanrisal güçlerde aramislardir. Teolojik dönemin ürünü dindir.

•  Metafizik dönem : Bu dönemde insanlar dünyayi soyut güçlerle açiklamaya çalismis ve felsefe bu döneme damgasini vurmustur.

•  Pozitif dönem : Bu dönemde insan dünyayi doga yasarli ile açiklama yolunu seçmistir, tüm sorularin yanitlari bilimde aranmistir.

•  Analitik Felsefe : Analitik felsefe, felsefeye bilimlerin dilini analiz etmek islevi yükler. Böylece felsefe, düsünsel bir etkinlik alani olmaktan çikarilir, yalnizca dil analizleri yapan bir alan haline getirilir. Felsefe, bilimlerin dilini çözümleyecek, onlarin kavram yapilarini arastiracaktir. Bunu yaparken de sembolik mantigi kullanacaktir. Neo pozitivizm (yeni pozitivizm) ya da mantikçi empirizm adiyla da anilan analitik felsefe, felsefeyi modern (sembolik) mantik alani olarak görür.

Temsilcisi :

Ludwig Wittgenstein, Schlick, Rudolf Carnap ve Reichenbach’dir.

•  Ludwig Wittgenstein : Wittgenstein’e göre, dilin sinirlari ile gerçekligin ve düsüncenin sinirlari aynidir. O halde dilde kullanilan anlamli önermeler gerçekligin yansimalaridir. Varlik ancak dili bilmekle olasidir. Bu nedenle dogruya dil analizleri ile ulasilir. Dil ile anlatilamayan konularda susmak gerekir.

•  Entüisyonizm (Sezgicilik) : Kesin ve degismez bilgilere sezgi araciligi ile ulasilabilecegini savunan akim enstüisyonizmdir.

Temsilcileri :

•  Henri Bergson : Bergson’a göre dogru bilgiye sezgi ile ulasilir. Insanlari bilgiye ulastiran iki yeti vardir. Zeka ve içgüdü. Zeka, madde dünyasinin duragan (statik) halini kavratir. Içgüdü, sürekli hareket ve degisim içinde olan gerçek yasami kavratir. Böylece madde dünyasinin anlik bilgilerini veren zeka ile degisen yasamin bilgilerini veren içgüdünün birlesmesinden sezgi olusur ve insan kesin ve degismez bilgilere ulasir. Zeka + Içgüdü = Sezgi

Gazali : Orta Çag Islam dünyasinda Gazali sezgiyi hakikate götüren tek kaynak olarak kabul eder. Gazali’ye göre duyularla elde edilen verilere güvenilmez. Akil da her konuyu kavramada yetersiz kalir. Nitekim akla dayali bütün felsefi sistemler birbiri ile çatismaktadir. Gazali’ye göre kesin bilgiye imanla ulasilir ama akla da gereksinim vardir. Bilginin temelinde akil olmasina karsin, onu kesin bilgiye dönüstüren “iman” dir. Imana dayanan din, akla dayanan felsefeden her zaman üstündür. Kesin bilgi, Tanri bilgisidir. Tanri bilgisine de iman ve sezgiyle ulasilir.

•  Pragmatizm (Faydacilik) : Bilgiye fayda açisindan yaklasan pragmatizm bir yasam felsefesidir. Amerika Birlesik Devletleri’nde dogan bu akim, felsefi bir akim olmanin ötesinde genis halk kitlelerinin yasam biçimine dönüsmüstür. Temeli Ilkçag filozoflarindan sofistlere kadar inen pragmatizm bilgiyi faydaya dayandirir. Pragmatizme göre, ne ki faydalidir o bilgidir, ne ki bilgidir o faydalidir.

Temsilcileri :

•  William James : Insanin teme amacinin kendini korumak oldugunu söyleyen W. James bilgiye de bu açidan yaklasir. Ona göre dogrular pratik yasam içinde, eylem içinde olusur. Dogrulugun ölçütü faydadir. Bilimlerin verileri, pratik yasamamizi kolaylastiriyorsa, bilgidir. Yasamda insanlarin gereksinimlerini sürekli degisir. Bu yüzden dogrulukta bu degisime paralel olarak degisir.

•  John Dewey : John Dewey’e göre düsünce, dogadan yararlanmayi saglayan, mutlu olmayi ögreten bir araçtir. Dewey, insanin biyolojik islevlerinden yola çikarak, bilgiye çevreye uyum sürecini saglayan bir araç olarak bakar. Pragmatizm felsefeyi metafizik sorunlarin disina tasiyarak yasanan olgularla sinirladigindan pozitivizme yaklasir. Ancak faydanin zamanla degisebileceginden söz etmesi de bu akimin relativist yönünü ön plana çikarir.

•  Fenomenoloji (Görüngübilim) : Fenomenoloji, pozitivizmin duyusal verileri yani olgulari ön plana çikaran anlayisina karsi “genel objeler” in ruhsal (tinsel) olarak kavranabilecegi anlayisini ortaya koyar. Görünenler (fenomenler) içinde bulunan “öz” dogru bilgidir ve bu “öz” ancak bilinçle kavranir.

Temsilcisi :

•  Edmund Husserl : Husserl, fenomen kavramini olay karsiliginda degil, görünenlerin içindeki öz olarak kullanir. Bu yüzden ona göre, gerçek bilgiye özden ulasabilir. Bilginin bir yaninda özne (sübje), diger yaninda nesne (obje) vardir. Özne, nesne dünyasindaki özleri bilebilir, ve bu özler özneye önceden verilmistir. Bilgiye ulasmak için duyularin sagladigi verilerden vazgeçip, bilinci ve özü incelemek gerekir. Husserl, felsefenin bütün bilimlerin özlerini ortaya koyan bilimler bilimi islevini de üstlenmesini ister.

•  Dogru Bilginin Olanaksizligi : Insanin açik, kesin ve mutlak bilgiye ulasamayacagini savunan felsefi sistemler, Sofizm, Septisizm (Kuskuculuk) ve Akademi kuskuculugu akimlariyla karsimiza çikar.

•  Sofizm : Sofist felsefe I.Ö. 5. yüzyilda, doga filozoflarina tepki olarak dogar. Sofistlere göre duyu verileri insanlara göre degistiginden kesin bilgilere ulasmak olanaksizdir. Bu yüzden bilgi görelidir (relatiftir).

Protagoras’a göre insan her seyin ölçüsüdür.

Gorgias ise “Hiçbir sey yoktur. Olsa bile bilinemez. Bilinse bile baskasina aktarilamaz.” diyerek dogru bilginin olanaksizligini dile getirmistir.

•  Septisizm (Kuskuculuk, Süphecilik) : Kuskucu Pyrhon (Piron), verilen her yarginin çelisigi için de güçlü nedenler oldugunu söyleyerek, hiçbir konuda kesin yargiya varilamayacagini ileri sürer. Duyumcu (Sensüalist) kuskuculardan Sextus Empricus’a göre dogru bilgi olanaksizdir. Çünkü;

•  Ayni seyler farkli insanlarda farkli etkiler yapar.

•  Her insan duyu bakimindan farkli yaratilmistir.

•  Algilar, içinde bulundugumuz duruma göre degisir.

Septisizmin Elestirisi : Septisizm hiçbir konuda yargiya varmadan her konuda süphe ederek yasamayi savunan uç bir görüstür. Ancak septisizm, dogmatizmin “mutlak dogrucu” anlayisina karsi insan zihnini uyarmis böylece bilimsel süphenin dogusunun ortamini hazirlamistir. Bilimde süphe araç, septisizmde süphe amaçtir. Bilim, dogru bilgiye ulasana dek her seyden süphe eder. Oysa septikler yasam boyu her seyden süphe etmeyi savunmuslardir.

Bilim Felsefesi

•  Bilim Felsefesine Giris :

•  Bilim Felsefesinin Konusu : Bilim felsefesi, bilimlerin ortaya koydugu kavram, kuram (teori) ve yasalarla bunlarin ait oldugu olaylari inceler. Felsefe, bilim felsefesi araciligi ile bilim üzerinde düsünme, bilimin mantigini olusturma geregini duymustur.

Bilim felsefesinin yanit aradigi baslica sorular sunlardir :

•  Bilimsel bilgi birikerek ilerleyen bilgi midir?

•  Bilimsel yasalar kesin midir?

•  Bilimsel önermeler dogrulanarak mi, yoksa yanlislanarak mi kabul edilmelidir?

•  Bilimler hangi yöntemleri izlemelidir?

•  Bilimin Tarihsel Gelisimi : Zamanla konularini ve yöntemlerini belirleyen alanlar felsefeden ayrilip bagimsiz bilimler haline geldiler. Ilk olarak Euclides (Öklid), geometriyi felsefeden ayirarak bagimsiz bir bilim haline dönüstürdü.

Rönesansla birlikte Kopernik, Kepler, Galilei gibi düsünürler ve Newton’un çalismalari fizik biliminin kurulmasini sagladi.

Rönesansla tümevarim yönteminin yayginlasmasi doga bilimlerinin gelismesinin önünü açan temel etkenlerden biridir.

19. yüzyilda Labochevsky, Bolyai ve Rieman, Euclides disi geometri anlayisinin temellerini attilar. Euclides disi geometrilerin yarattigi yeni fizik anlayisi bilimin kendi içindeki alternatiflerini çogaltti.

De Morgan, Boole, Frege, Peano’nun çalismalariyla, önermeleri ve çikarimlari matematiksel dille ifade eden modern (sembolik) mantik dogdu.

Doga bilimlerinde ve geometride dogan alternatif anlayislar, felsefedeki yaygin nedensellik açiklamalarina karsi olasiliga dayali nedensellik anlayislarini dogurdu.

•  Bilime Farkli Yaklasimlar : Düsünce tarihi sürecinde bilime farkli bakis açilari hep görülmüstür. Bu farkli bakis açilarinin ikisi bilimi ürün olarak ve etkinlik olarak gören görüslerdir.

•  Ürün Olarak Bilim : Yeni pozitivizmde (Mantikçi Empirizm) ifadesini bulan bu görüse göre, bilimsel sonuçlar birer orandir ve felsefe bu ürünleri tarihsel gelisim sürecinde anlamaya çalisir. Bilimsel ürünler önermelerle ifade edilir. Felsefe, bu önermelerin dogrulamasini mantiksal analizlerle yapar.

Pozitivizmin baslica sayitlilari (ön kabul) sunlardir :

•  Bilim olgular hakkinda arastirma yapma teknigidir.

•  Gerçek tektir; bilimlerin yöntemi de tektir.

•  Bilim, birikerek ilerler.

•  Bilim olgularin bir arada görülme sikligini arastirmalidir.

Yeni pozitivizme göre felsefenin görevi bilimin içine karisan metafizik unsurlari mantik araciligiyla ayiklamaktir. Yeni pozitivizmin temsilcilerinden Carnap’a göre, bilimsel önermeler duyu verileri ve gözlemlerle pekistiriliyorsa, ondan çikan önermeler de pekistirilmis olur. Duyu verilerine ve gözlemlere dayanmayan önermeler, metafizik önermelerdir ve bunlarin bilimde yeri olmamalidir.

Reichenbach’a göre olgusal dünya ile örtüsmeyen önermeler metafizik önermelerdir ve bilgi degildir. Olasiligin yüksek derecede belirlenmesi bilgiyi geçerli kilar. Hempel ise, metafizik ve mantigin fiziksel dünyanin özünü ortaya koyamayacagini savunur. Wittgenstein’a göre, her cümleye karsilik bir olgu vardir ve böylece dilin yapisina bakarak evrenin yapisini ortaya koyabiliriz.

•  Etkinlik Olarak Bilim (Yaygin Bilim Anlayisina Getirilen Elestiriler) : Bilime ürün olarak bakan pozitivizme karsi bilime etkinlik olarak bakanlar su elestirilerden yola çikarlar :

•  Bilim adamlari, bilime objektif bakamazlar.

•  Farkli bilimleri, matematiksel fizigin yöntemine baglamak dünyayi anlamakta yetersiz kalir.

•  Bilimler birikerek ilerleyen bir süreçte degil, her çagin degerler sisteminden (paradigmalarindan) kopuslarla, yani siçramali devrimlerle gelisir.

Thomas Kuhn, bilimin birikerek ilerleyen bir süreçte gelistigini reddeder. Bunu da paradigma kavrami ile açiklar. Bilim adamlari, kendilerinden önceki dönemlerin bilim yapma anlayisini (paradigmasini) reddederek yeni paradigmalar ortaya koyarlar. Bu da siçramali bir devrimle yeni bir bilim anlayisina geçistir. Her çagin kendi paradigmalarina göre dogrular vardir. Ilkçagin paradigmalarina göre Aristoteles fizigi Newton fizigi, günümüz paradigmalarina göre de kuantum fizigi dogrudur.

Toulmin, Darwin’in evrim teorisinden esinlenerek bilim anlayisinin da evrimlestigini söyler. Darwin’e göre nasil ki çevreye uyum saglayamayan canlilar yok oluyorsa bilimde de gereksinimleri karsilamayan anlayislar yok olur. Yeni gereksinimler yeni bilim teorileri olusturur.

•  Bilimin Degeri : Bilim insanlarin dogayi ve toplumu daha iyi taniyarak dogayi denetlemesini ve toplumsal yasami düzenlemesini saglar. 19. yüzyilda bilimsel gelismelerden etkilenen felsefe, bilimleri dünyadaki her türlü sorunu çözebilecek bir araç olarak görmüstür. Bilimlerin amaci insani, toplumu ve evreni tanimak, gerçegi aramaktir. Teknoloji insan yasamini kolaylastiran bir isleve sahip olabilecegi gibi toplumlara zarar veren bir isleve de sahip olabilmektedir.

Bilimsel çalismalarin sonuçlarinin kullanimi sorunlu olabilmektedir. Insanlar, bu sonuçlarin olumlu kullanilmasinin yollarini arastirmak zorundadirlar. Bilimi tümüyle reddetmek de, insanin varolusunu yok saymaktir.

Bilimin olumlu sonuçlari, olumsuz sonuçlarindan çok daha fazladir. Bilim, sayilamayacak kadar çok yarari ile insanlarin daha rahat yasamasinin ortamini hazirlamistir.

Varlik Felsefesi (Ontoloji) :

•  Varlik Felsefesinin Konusu : Varlik felsefesi açisindan var olanlar iki biçimde ele alinir.

Gerçekte var olan : Gerçekte var olan belirli bir zaman ve mekanda var olandir. Gerçekten var olanlar duyu organlari ile kavranir.

Zihinde (ideal) var olan : Ideal var olan ise, insanlarin zihinlerinde olusturduklari kavramlardir ve duyu organlari ile kavranamazlar.

•  Bilim ve Felsefe Açisindan Varlik : Bilim ve felsefenin varliga bakis açilari su noktalarda farklilasir:

•  Bilime göre varlik tartismasiz vardir. Bilim, varligin var oldugunu ön kabul olarak benimser ve var kabul ettigi varlikla ilgili neden-sonuç iliskileri kurar. Felsefe varligin varolup olmadigini da tartisir. Olaylar arasinda neden-sonuç iliskileri kurmak yerine nedenlerin nedenlerini de arastirir.

•  Bilimler konularina göre varligi parçalayarak ve kedilerine özgü yöntemlerle inceler.

Felsefe, varligi bütün halinde görür ve bütün halinde açiklamaya çalisir.

•  Metafizik ve Ontoloji : Varlikla ilgili sorunlarin tartisildigi metafizik alani ontolojidir. Ontoloji metafizigin varlikla ilgili alani olarak su sorulara yanit arar:

•  Varlik var midir?

•  Varligin ana maddesi nedir?

•  Evren nasil olusmustur?

•  Evrenin bir amaci var midir?

•  Varlikta özgürlük var midir?

•  Ruh nedir?

•  Ruh ölümsüz müdür?

•  Ölüm nedir?

Doga filozoflari Varligin ana maddesi (arkhe) nedir? Sorusuyla ilgilenmislerdir. Aristoteles varligin ilk nedenlerini arastirarak metafizigin ilkelerini belirlemistir. Wolf ontolojiyi, Tanri’nin ruhun ve dünyanin varligini kanitlamak isteyen bir alan olarak belirledi. Kant’a göre metafizik bilginin temellerini arastirmali ve bilginin deneyden gelmeyen ögelerini saptamaliydi. Ancak, Fichte, Schelling, Hegel gibi düsünürler Kant’in gözden düsürdügü metafizigi tinsel (ruhsal) varlik anlayisi ile yeniden güncellestirdiler.

Günümüzde metafizik, fenomenoloji, yeni ontoloji ve varolusçuluk (existansiyalizm) felsefeleri ile varligini sürdürmektedir.

Fenomenoloji, Edmund Husserl ile varliklarin arka planlarinda bulunan ve kendi kendilerine var olan özleri dile getirir.

Yeni ontoloji, Nicolai Hartman ile varlik kategorileri olusturup ontolojiyi deneysel temellerle, bilimsel sonuçlarla bagdastirmaya çalisir.

Egzistansiyalizm, Heidegger ve Sartre ile varligin temeline doga bilimlerini koyanlara karsi çikarak varligi benin yaptigini söyler.

•  Varlikbilimsel (Ontolojik) Problemler :

•  Varligin Var Olup Olmadigi Problemi : Varligin var olup olmadigi ilk Çaglardan bu güne ontolojinin tartistigi temel problemdir. Bu probleme genelde iki bakis açisiyla yaklasilmistir :

•  Nihilizm (Hiççilik) : Nihilizme göre hiçbir varlik gerçekten var degildir ve varligi var olan olarak kabul eden görüslere karsi çikar. Ancak daha genel bakildiginda nihilizm hiçbir deger ve kural tanimayan bir görüstür ve toplumda düzeni saglayan tüm otoriteleri reddeder. Nihilizm bu biçimiyle siyasal anlamda anarsizme temel olusturur.

Nihilizmin Temsilcileri :

Gorgias : Ontoloji alaninda nihilizmin, ilk temsilcisi ilk çag sofist filozoflarindan Gorgias’tir. Gorgias “varlik var midir?” sorusuna “yoktur” yanitini verir. Gorgias’a göre; “Varlik yoktur, Olsa bile bilinemez. Bilinse bile baskasina aktarilamaz.”

W.F. Nietzsche : Nietzsche, toplumsal deger ve normlari tümüyle inkar ederek nihilizmin 19. yüzyildaki önemli temsilcisidir.

Taoizm : Nihilizmin bir baska biçimi de Ilk Çagda Çin’de görülen taoizm’dir. Lao-Tse’nin kurdugu taoculuk, gerçegin tüm çesitliligine karsin “bir” (Tao) oldugunu ve bunun adinin, biçiminin, maddesinin, görüntüsünün olmadigini savunur. Aldatici olan dünya varliktan yoksundur.

•  Realizm (Gerçekçilik) : Varlik vardir anlayisi realizmdir. Realizm varligin insan bilincinin disinda, insan bilincinden bagimsiz olarak var oldugunu savunur. Realizmle ilgili bir baska tartisma konusu da varligin ne oldugu problemidir.

•  Varligin Ne Oldugu Problemi : Varligi var olarak kabul eden realizmin temsilcileri varligin ne oldugu konusunda farkli düsünceleri paylasirlar. Bu farkli düsünceler baslica bes baslik altinda toplanabilir.

•  Varlik Olustur : Bu görüsün ilk temsilcisi, Ilk Çag doga filozoflarindan Herakletios’tur. Herakleitos’a göre evrenin ana maddesi (arkhe) atestir ve her sey atese dönüsecektir. Bu süreçte evrende her sey degisir. Degisimin temeli karsitlarin çatismasindan dogan uzlasma olustur. “Degismeyen tek sey varsa o da degismenin kendisidir.” Herakletios, degismenin düzenine logos (akil) adini verir. Bu görüs çagimizda E. Mach, H. Bergson ve N. Whitehead tarafindan temsil edilir.

E. Mach nesnenin ve “ben” in sürekli bir olus sürecinde degistigini savunur. H. Bergson ise, evrendeki olus ve degismenin mekanik bir süreçte degil, yaratici bir süreçte “yasam atilimi” ile gerçeklestigini söyler. Whitehead’e göre evren, her seyin birbirine bagli oldugu sürekli bir olus içindedir. Bu olus, evrendeki birbirine karsit iki gücün olusturdugu yaraticiligin ve sürekliligin etkinlikleri ile gerçeklesir. Dinamik bir süreçte gerçeklesen olus, Tanri’nin yaratma ile sagladigi olanaklar içinde gerçeklesir.

Varlik Ideadir (Idealizm) : Varligin idea (düsünce) türünden oldugunu ve her türlü gerçekligin düsünceden kaynaklandigini savunan görüs idealizmdir.

Platon : Platon, felsefe tarihinde idealizmin kurucusu olarak kabul edilir. Platon, bu dünyada yer alan ve maddi olan her seyin gerçekligini reddeder, asil gerçegin düsüncede kavranan idealar dünyasi oldugunu ileri sürer.

Aristoteles‘e göre de varligin asil unsuru “idea” dir. Ancak idealar varliklarin “öz” ünde (formunda) bulunur. “Idea” ve “madde” iç içedir. Nesneler dünyasi, idea ile form kazanmis varlik dünyasidir. Hegel’e göre varliktan önce idea vardi. Ideanin kendini disa vurmasi sonucu doga olustu. Böylece idea, gerçeklik kazandi, ancak özgürlügünü kaybetti. Özgürlügüne yeniden kavusmak için, idea yeniden ruhsal dünyaya döndü.

•  Varlik Maddedir (Materyalizm) : Materyalizm, idealizmin tam tersine düsünceyi (ideayi) maddenin bir sonucu olarak görür. Madde düsünceden bagimsiz olarak vardir ve bütün varliklar maddeden türemistir. Ilk Çag doga filozoflarindan Demokritos’a göre, evrenin ana maddesi maddi nitelikteki küçük atomlardir. Düsünce ve ruhsal olaylar atomlarin bos mekandaki hareketlerinin sonucudur. Epikuros da Demokritos gibi “atom” u evrenin ana maddesi kabul eder.

Yeni Çag materyalizminin öncülügünü Thomas Hobbes yapar. Hobbes, dünyadaki tüm olaylari mekanik hareketler çerçevesinde maddi hareketler olarak görür. La Mettrie’ye göre ruhsal faaliyetlerin kaynagi maddi bedendir. Insan ve hayvan arasinda mekanik faaliyetler açisindan özde bir fark yoktur. Insan da hayvan da birer makinedir. Insan, doga üstü bir varlik tarafindan yaratilmamistir.

19. yüzyilda, Yeni Çagla baslayan mekanist materyalist felsefe Karl Marx’la yeni bir boyut kazanir ve diyalektik materyalizme dönüsür. K. Marx’in gelistirdigi diyalektik materyalizme göre düsüncelerin ve fikirlerin kaynagi maddedir. Doga düsünceden önce vardir ve var olmak için düsünceye gereksinimi yoktur. Marx, bu degismenin insanlar için de geçerli oldugunu söyler. Degismenin temelinde ise çelismeler vardir.

UYARI : Yüzyillardir çatisan iki felsefi akim olan idealizm ve materyalizmin çatismasi genelde uç örnekler disinda maddenin ve ideanin tümüyle reddi biçiminde yasanmamistir. Bu çatisma öncelikler ve kaynak sorunu çerçevesinde yasanmistir. Idealizm ideayi (düsünceyi) önce var sayar ve maddeyi onun bir ürünü olarak görür. Materyalizm ise önce maddeyi var sayar düsünceyi maddenin ürünü olarak görür.

•  Varlik Hem Ideadir Hem de Maddedir (Düalizm) : Düalizm (ikicilik) materyalizmle idealizm arasinda bir uzlasma çabasidir. Descartes’a göre varlik madde ve ruh olmak üzere iki cevherden olusur. Ruhun islevi düsünmek, maddenin islevi uzayda yer kaplamaktir. Evrendeki nesne dünyasindaki varliklar salt madde, Tanri ise salt ruhtur. Insanda madde ve ruh bir aradadir.

•  Varlik Fenomendir (Fenomenoloji) : Varligi görüngü (fenomen) olarak kabul eden görüs görüngübilim (fenomenoloji) dir. Fenomenolojinin kurucusu Edmund Husserl, fenomenlerin duyu verileri ile bilinemeyecegini fenomenlerin özünün öznede kavranabilecegini savunarak idealizme yakinlasan bir metafizik gelistirir.

 

Ahlak Felsefesi (Etik) :

 

•  Ahlak Felsefesinin Konusu :

•  Felsefe Açisindan Ahlak : Insan davranislarini iyi ya da kötü olarak nitelendiren yaptirim gücünü agirlikli olarak bireyin vicdanindan alan kurallara ahlak denir. Ahlak felsefesi (etik) ise ahlak alanini yöneten degerlerin neler oldugunu, özünü ve temellerini arastiran ahlaki eylemlerin ölçütlerini koyan özel bir felsefe alanidir.

•  Ahlak Felsefesinin Temel Kavramlari :

•  Iyi – Kötü : Iyi-kötü ahlak felsefesinin en temel iki kavramidir. Ahlakça degerli sayilan, ahlaki olarak yapilmasi gereken “iyi”, ahlakça degerli sayilmayan ve ahlaki olarak yapilmamasi gereken “kötü” dür. Toplumun yalan söylememeyi degerli saymasi “iyi”, degerli saymayarak yapilmamasi gereken bir davranis olarak görmesi “kötü” dür.

•  Özgürlük : Bireyin kendini iradesi ile iyi ve kötüden birini seçmesidir. Bireyin kendi iradesi ile yalan söylememek ya da söylemekten birini seçmesi “özgürlük” tür.

•  Erdem : Bireyin iradesi ile ahlaki iyiye yönelmesidir. Bireyin kendi iradesi ile “iyi” olan yalan söylememeye yönelmesi “erdem” dir.

•  Sorumluluk : Bireyin kendi iradesi ile yaptigi eylemlerin sonuçlarini üstlenmesidir. Bireyin yalan söylememesi sonucu dogacak durumlarin sonuçlarini üstlenmesi “sorumluluk” tur.

•  Vicdan : Bireydeki, ahlaki iyi ile kötüyü birbirinden ayiran ve iyiye yönelmesini saglayan duygudur. Bireyin yalan söylemekle söylememek arasinda ayirim yapma yetisi “vicdan” dir.

•  Ahlak Yasasi : Ahlak açisindan genel geçer sayilan ve uyulmasi gerekli görülen kurallardir. Bireye, “yalan söylememelisin” diyen kurallar “ahlak yasalari” dir.

•  Ahlaki Karar : Ahlak açisindan “iyi” sayilan ve ahlak yasalarina uygun olan kararlardir. Bireyin, “yalan söylememeliyim” diyerek ahlak yasalarina uygun karar almasi “ahlaki karar” dir.

•  Ahlaki Eylem : Ahlak yasalarina uygun hareket etmektir. Bireyin, yalan söylememeyi yasaminda uygulamasi “ahlaki eylem” dir.

•  Mutluluk : Ahlaki eylemlerin insana verdigi iç huzurdur. Bireyin, yalan söylememesi sonucu duydugu iç huzur ise “mutluluk” tur.

•  Ahlak Felsefesinin (Etik) Temel Sorunlari ve Yaklasimlar:

•  Ahlaki Eylemlerin Amaci Var midir? Varsa Bu Amaçlar Nelerdir?

Felsefe tarihinde pek çok filozof ahlaki eylemlerin bir amacinin oldugunu kabul eder. Bu ayni zamanda mutluluk sorununun da temelidir. Insan eylemlerinin amaci mutluluktur.

Sokrates : Mutlu olmak, bilgiye ulasmaktir. Insan mutluluga bilgi ile ulasir.

Aristoteles ve Platon : Mutlu olmak, ölçülü davranmak ve ahlaka uygun yasamaktir.

Aristippos ve Epiküros (hedonizm) : Mutlu olmak haz duyarak yasamaktir.

Farabi : Mutlu olmak aklin yöneldigi bilgiye, Tanri’ya yönelmektir.

Kant (ödev ahlaki) : Mutlu olmak, bütün insanlar için geçerli ahlak yasalarina uygun eylemlerde bulunmaktir.

•  Insan Ahlaki Eylemlerinde Özgür müdür?

•  Insan Ahlaki Eylemlerinde Özgür Degildir (Determinizm) : Insanin, “ahlaki eylemleri ile ilgili kararlari, içten ve distan belirlenen kosullarin etkisiyle olusur” görüsüne dayanarak ahlaki eylemlerinde özgür olmadigini savunan filozoflar vardir. Bunlar ahlak felsefesi alaninda deterministtir.

•  Insan Ahlaki Eylemlerinde Özgürdür (Indeterminizm) : Bu görüse göre, insan ahlaki eylemleri ile ilgili kararlari özgürce belirler.

•  Ahlaki Eylemlerde Özgürlügü Birey Belirler (Otodeterminizm) : Determinizm ve indeterminizm arasinda uzlasma saglamaya çalisan görüstür. Kant’ta ifadesini bulan bu görüse göre, insan kendi iradesi ile ahlak yasalarini özgürce belirler. Bu nedenle ahlak yasalari insanin disinda konulan ve uyulmasi istenen yasalar degildir. Insan, kendi özgür iradesiyle belirledigi genel geçer ahlak yasalarina yine kendisi uyar.

•  Kisi Vicdani Karsisinda Evrensel Bir Ahlak Yasasi Var midir?

•  Evrensel Ahlak Yasasi Yoktur : “Tüm insanlar, toplumlar ve zamanlar için geçerli ahlak yasalari yoktur; ahlak insanlara, toplumlara ve zamana göre degisir” görüsünü savunan düsünürler evrensel ahlak yasalarinin varligini reddederler.

•  Haz Ahlaki (Hedonizm) : Insanin haz duydugu seylerle mutlu olabilecegini savunur. Haz duyulan seyler öznel oldugundan evrensel bir ahlak yasasindan söz edilemez. Bu görüs, ilkçag düsünürlerinden Aristippos’a göre, “iyi” nin ve “kötü” nün ölçütü hazdir. Haz veren seyler “iyi” , aci veren seyler ise “kötü” dür. Epiküros’a göre ise insan acidan kaçarak ve hazza yönelerek mutlu olur.

•  Fayda ahlaki :”Iyi” nin ve “kötü” nün ölçütü insana sagladigi faydadir. Ahlakin bireye sagladigi fayda zamanla degiseceginden evrensel ahlak yasasi olamaz.

•  Bencillik (Egoizm) : Insan eylemlerinin kökeninde “ben sevgisi” vardir. Ahlak ise insanin kendini koruma güdüsünün disa vurulmasindan baska bir sey degildir. Bu görüsü savunan Thomas Hobbes’a göre, insanda, hayvanlarda oldugu gibi “kendini sevme” ve ”kendini koruma” içgüdüleri vardir. Dolayisi ile insan dogasi geregi “bencil” dir. Bencil olan insan her seyden önce kendi “çikar” ini düsüneceginden evrensel bir ahlak yasasi yoktur.

•  Anarsizm : Toplumsal yasami düzenleyen tüm kurum ve kurallari reddeden anarsizm, dogal olarak ahlak kurallarinin egemenligini de reddeder. Bireysel iradenin her seyin üstünde oldugunu savunan anarsizmin kurucusu Proudhon ve diger temsilcileri Bakunin, Kropotkin ve Stirner, ahlak yasalarinin diger yasalar gibi insanlari kolay yönetmek için uyduruldugunu savunurlar.

•  Immoralizm : Ahlakin dislandigi bu felsefi anlayisin en önemli temsilcisi Friedrich Nietzsche’dir. Nietzsche’ye göre iki tür ahlak anlayisi vardir. Her seye boyun egen, zamaninin ahlak anlayisina körü körüne inanan “sürü insan” in ahlaki “köle ahlaki” dir. “Güç iradesi” ni simgeleyen “üst insan”, “köle ahlakini” yikip yerine “efendi ahlaki” ni koymalidir. “Iyi” ve “kötü” ile ugrasmak yerine “güce” dayanan bir ahlak anlayisi olusturulmalidir.

Nietzsche kendi çagina kadarki ahlak anlayislarini reddederken immoralisttir. Ancak “üst insanin” ahlakinin egemen olmasi gerektigini söylerken de moralisttir.

•  Varolusçuluk (Egzistansiyalizm) : Varolusçuluk, insanin yasamini kendisinin kurmasi açisindan özgür oldugunu savunur. Kierkegaard, Heiddegger, Jaspers ve Sartre’a göre, insan, kendi varolusunu kendisi yaratir. Bir biçak, önce zihinde tasarlanir, sonra yapilir. Biçak için özgür seçim yoktur. Sadece insan, degerlerini kendisi yaratir ve özgür iradesi ile yolunu seçer. O halde, insanin “varlik” i, “öz” ünden önce gelir. Insan ahlaki olarak “varlik” i, “öz” ünden önce gelir. Insan ahlaki olarak “iyi” ve “kötü” nün ölçütünü topluma göre degil kendi öz iradesi ile belirlemelidir. Bu nedenle evrensel bir ahlak yasasindan söz edilemez.

•  Evrensel Ahlak Yasasi Vardir : Tüm insanlar, toplumlar ve zamanlar için geçerli ahlak yasalarinin oldugunu kabul eden görüstür. Ancak, evrensel ahlak yasalarinin bireysel, öznel (subjektif) kaynakli oldugunu iddia edenlerin yani sira, bireyin disindan kaynaklanan, nesnel (objektif) oldugunu iddia eden ikinci bir grup da vardir :

Evrensel Ahlak Yasasini Öznel Temelde Kabul Edenler : Evrensel ahlak yasasinin insandan, insanin öznel yasamindan ve yapip, ettiklerinden kaynaklandigini savunanlar, insandaki farkli özellikleri temel almalari açisindan birbirlerinden ayrilirlar. Bentham’a ve J.S. Mill’e göre, insanlar dogalari geregi acidan kaçinarak, hazza yönelerek mutluluga ulasir. Henri Bergson’a göre ise evrensel ahlak yasasinin kaynagi insanin bir özelligi olan “sezgi” dir.

Evrensel Ahlak Yasasini Nesnel Temelde Kabul Edenler : Bu görüs, evrensel ahlak yasasinin kaynaginin insanin disinda bir güç oldugu görüsünden hareket eder. Bu güç çogu filozofta Tanri’dir ve Tanri’nin koydugu ahlak yasalari evrenseldir. Platon’a göre “iyi” ve “kötü” eylemlerin ölçüt “iyi ideasi” na uygun olup olmamaktir. Farabi’ye göre, insanin amaci “hayir” a (iyiye) ulasmaktir. Spinoza’ya göre ahlakin görevi, insanin tutkularinin yönlenmesini saglayarak Tanri’nin yasasina yani iyilige ulasmasini saglamaktir. Kant, ahlaki eylemleri ödev ahlaki ve çikar ahlaki olarak ikiye ayirir. Toplumun istegine uyarak yaptigi ahlaka uygun eylemlere çikar ahlaki denir. Ödev ahlaki ile eylemlerde bulunmak gerçek anlamda ahlakli olmaktir. Çünkü toplum tinsel-ahlaki bir varliktir. O halde ödev ahlaki kesin uyulmasi gereken bir buyruktur ve bu buyruga uymak insanlar için yükümlülüktür.

Evrensel Dinler : Yahudilik, Hiristiyanlik, Müslümanlik gibi tek tanrili evrensel dinler evreni ve insani yaratan Tanri’yi kabul ederler. Bu dinlere göre Tanri, mükemmel ve en yüksek “iyi” dir. Tanri’ya yaklasmanin yolu da “iyi” eylemlerle mümkündür. Kutsal kitaplar, insanin disindan Tanri’nin buyruklarini içerir. Insan bu buyruklara uygun davrandigi sürece “iyi” yi yapar ve mutlu olur. Tanri’nin buyruklarina uyanlar için ödül (cennet), uymayanlar için ceza (cehennem) vardir. Görüldügü gibi evrensel dinler evrensel ahlak yasasini objektif temelde kabul ederler.

Tasavvuf : Tasavvuf, insanin sezgi yoluyla, ibadet yoluyla kendinden geçerek Tanri’ya erismesinin ve onla bütünlesmesinin yollarini gösteren bir ögretidir. Tasavvufa göre insan Tanri’ya akil yoluyla degil, gönül yoluyla ulasir. Bu yüzden tasavvuf insanin dinsel anlamda nasil yasamasini isaret eden bir yasam felsefesidir.

Baslica Tasavvufçular :

Mevlana : Mevlana’ya göre öncesiz, sonrasiz mutluluk, güzel iyi ve mutlak dogru olan Tanri gücünü ve yüceligini göstermek için bu evreni yaratmistir. O halde evren Tanri’nin kendini gösterdigi görüntüler alanidir. Vahdet-i Vücud (varligin birligi) adi verilen bu anlayisa göre tanri evrenin özü, diger varliklar ise belirtileridir. Yani evren Tanri’nin güzelliginin bir görüntüsüdür. Insan ise esref-i mahluktur (varliklarin en sereflisi). Tanri, insani diger yarattiklarindan ayri tutarak ona Tanri’nin bilgisine ulasma serefi vermistir. Varliklar içinde bir tek insan, Tanri’nin verdigi ilahi ruh ile Tanri’nin özünü ve güzelligini sezebilir. Ancak bedensel ve toplumsal zevkler Tanri’ya ulasmayi engeller. Bunun için insan bu zevklerden uzaklasip ask yolu ile Tanri’ya ulasmalidir. Ask sayesinde insan, Tanri’nin yarattigi her seyi Tanri adina sever. Mevlana’nin felsefesi, ask temelinde evrensel bir ahlak yasasinin varligini kabul eder.

Yunus Emre : Mevlana gibi Yunus Emre’ye göre de gerçek varlik Tanri, dogru bilgi ise Tanri’yi tanimaktir. Tanri’ya ulasmanin yolu ise hiçbir çikar beklemeden sevmektir. Varlik, Tanri’nin bir yansimasidir. O halde evrendeki her sey Tanrisaldir ve her seyi sevmek gerekir. Sevgi, insani Tanrisal öze götürür. Yunus Emre de evrensel ahlak yasasinin varligini kabul eder.

Haci Bektas Veli : Haci Bektas Veli de “vahdet-i vücud” anlayisini kabul ederek evrenin Tanri’nin güzelliginin bir yansimasi oldugunu kabul eder ve Tanri’ya ulasmanin yolunu üç asamada gösterir.

•  Vahdet-i Suhud asamasinda insan çevresinde gördügü her seyi Tanri ile açiklar.

•  Vahdet-i Kusud asamasinda, insan çevresinde gördügü degisik seylerin ayni “öz” den geldigini anlar.

•  Vahdet-vücud asamasinda ise her seyin tek bir varligin insan biçimdeki belirtisi oldugunun bilincine varir.

Vahdet- vücud asamasinda insan “kamil kisi” (olgunlasmis insan) olur ve yaratanla yaratilani bir görür.

Haci Bektas Veli de evrensel ahlak yasasinin varligini kabul eder.

Siyaset Felsefesi

•  Siyaset Felsefesinin Temel Kavramlari :

Hukuk : Toplumda kisiler arasindaki ve kisilerle devlet arasindaki iliskileri düzenleyen yazili kurallar sistemidir.

Yasa : Bireylerin toplum içindeki eylem ve davranislarini düzenleyen yazili hukuk kurallaridir.

Bürokrasi : Yasalarin uygulamalarini üstlenen memurlarin idari isleyisidir.

Sivil Toplum : Devlet otoritesi ve kurumlari disinda kendi hak ve özgürlüklerini savunabilen örgütlenmelerdir.

•  Siyaset Felsefesinin Temel Sorulari :

•  Iktidar kaynagini nerden alir? Devleti olusturan ögeler, ülke, halk, iktidar ve egemenliktir. Iktidar, halk ve ülke üzerinde siyasi gücü kullanma yetkisini elinde bulunduran güçtür. Ancak, iktidarin kaynaginda farkli otoriteler bulunabilir .

Teokratik otorite : Devleti yönetenler yönetme gücünü tanridan, dinden ve kutsal kitaptan alirlar. Daha çok kralliklarda görülür, kral tanri adina toplumu yönetir.

Karizmatik otorite : Iktidar gücünün kaynagi liderin özellik ve eylemleridir.

Demokratik otorite : Yönetenler gücünü halktan alir ve halk adina toplumu yönetir. Demokratik yönetimlerde otoritenin kaynagi hukuktur. Yönetenler yasalara uygun olarak yönetmek durumundadir.

•  Mesrutiyetin ölçütü nedir? Devlette mesrutiyetin ölçütü yasalardir. Yönetenlerin mesru olmasi yasalara göre iktidara gelip yasalara göre iktidardan düsmesidir.

•  Egemenlik hakkini kimler kullanir? Totaliter yönetimler de egemenlik hakkini lider kullanirken, demokratik yönetimlerde halk kullanir.

•  Bürokrasiden vazgeçilebilir mi? Devleti yönetenler degisebilir. Ancak, devletin islerini yürütmekle yükümlü olan bürokrasi devlet için vazgeçilmez bir unsurdur.

•  Sivil toplumun islevi nedir? Devlet kurumlarinin disinda, özgür vatandaslarin, kendi haklarini korumak ve yönetenleri denetlemek islevini yerine getiren sivil toplum örgütlenmeleri özellikle demokratik toplumlarin vazgeçilmez unsurlaridir.

•  Siyaset Felsefesinin Ana Sorunlari :

•  Devlet ve Düzen : Siyaset felsefesinin ana sorunlarindan biri toplumda düzenin gerekli olup olmadigi, özellikle de bir devlet düzenine ihtiyaç duyulup duyulmadigidir.

•  Devlet düzeni gereklidir : Bu görüse göre, insan yalnizca iyilige yönelen bir varlik degildir. Insan kötüye de yönelebilir. Toplumsal deger ve normlar olmadiginda kötülük egilimleri engellenemez. Toplumsal degerlere yaptirim gücü kazandiracak bir otoriteye gereksinim vardir. O otorite devlettir. Devlet düzeninin gerekli oldugunu savunanlar da kendi aralarinda ayrilirlar.

•  Devlet Doga Düzenidir : Bu görüs, düzen ve devletin toplumlarin dogasinda var oldugunu savunur. Platon’a göre insan tek basina kendine yetemez. Devlet mutlaka olmalidir ve insanlarin yasamini düzenlemelidir. Aristoteles’e göre devletin temelinde politik bir hayvan olan insan vardir.

•  Devlet Yapay Bir Varliktir : Bu görüse göre devlet ve düzen insanin dogasinda yoktur. Devlet, insanlar arasinda bir uzlasmanin saglanmasi amaciyla olusmustur. Thomas Hobbes’a göre dogasi geregi insan, insanin kurdudur. Öte yandan insan kendini koruma altina da almak ister. Bu nedenle baska insanlarla uzlasmaya gider. Jean Jacques Rousseau’ya göre, insanlar doga durumundan sonra tarimin baslamasiyla, mülkiyeti ve esitsizligi güvence altina almak üzere aralarinda toplumsal sözlesme olarak devleti kurarlar.

•  Devlet düzeni gerekli degildir : Hiçbir otoriteyi kabul etmeyen anarsizm ve nihilizm, bir otorite olarak devleti de reddeder. Marksizm ise devleti egemen siniflarin diger siniflar üzerinde kurduklari bir baski araci olarak görür ve toplumsal esitlige dayali bir toplum düzeninde (sosyalizm) devletin yavas yavas ortadan kalkacagini iddia eder.

•  Ideal düzen : Toplumda insanlari mutlu edebilecek ideal bir düzenin olup olmadigini da siyaset felsefesinin tartistigi bir baska görüstür. Bu tartisma çerçevesinde ideal düzenin olamayacagini savunan ve ideal düzenin olabilecegini savunan iki ana görüs ortaya çikar :

•  Ideal Düzen Yoktur : Sofistler, bilginin göreli (relativ) oldugunu söylerken, düzen anlayisinin da insanlara göre degistigini ileri sürerler. Protagoras’in deyisi ile “Insan her seyin ölçüsüdür.” O halde her insan “kendine yararli” olani aramalidir. Bu anlamda ideal bir devlet düzeni tasarlanamaz. Nihilistler (Hiççilik) siyasi alanda hiçbir otoriteye boyun egmemek görüsünden hareketle ideal düzenin olabilecegini reddederler.

•  Ideal Düzen Vardir : Toplumda yasayan tüm insanlari mutlu edebilecek ideal bir düzenin varligini kabul edenler, ideal düzenin hangi temelde olusabilecegi sorusunda ayrisirlar.

Özgürlügü Temel Alan Yaklasimlar : Kapitalist ekonomi sisteminin ürünü olarak dogan özgürlükçü ekonomide (liberalizm), siyasette ve tüm düsünce alanlarinda insanlarin kendilerini özgürce ifadeettikleri bir düzeni ideal düzen olarak kabul eder. Bu anlayisin temsilcileri A. Smith ve J.S. Mill’dir.

Esitligi Temel Alan Yaklasimlar : Bu görüs liberalizme tepki olarak dogar ve ideal bir düzende toplumsal siniflar arasinda esitligin bulunmasi gerektigini savunur. Esitlikçi görüs, is ve üretim araçlarinin kamulastirilmasi gerektigini söyleyerek ideal düzen olarak sosyalizmi gösterir. Temsilcileri St. Simon, Proudhon ve K. Marx’tir.

Adaleti Temel Alan Yaklasimlar : Özgürlügün ve esitligin güvencesi olarak hukuku gören anlayistir. “Ideal bir düzen hukuk çerçevesinde adaletin saglanmasi ile olusur” anlayisini savunur. Adalet sayesinde kisi hak ve özgürlükleri güvence altina alinir, insan onuru korunur.

•  Ütopyalar : Hiçbir yerde var olmayan, ideal düzeni düsüncede tasarlayan devlet anlayislari ütopik devlet anlayislaridir. Ütopya devletler iki baslikta incelenebilir :

Istenen Ütopyalar : Platon, Devlet adli yapitinda devletin görevini tüm toplumun mutlulugunu saglamak olarak tanimlar. Platon, ideal bir devletin iyi ideasini yansitan bir ahlak devleti oldugunu söyler.

Farabi, Medinet’ül Fazila(Erdemli Sehir) adli yapitinda, iyilik, güzellik ve dogruluk gibi özelliklere sahip bir lider etrafinda insanlarin toplandigi mutlu bir devlet (sehir) tasarlar.

Yeni Çag’la birlikte ortaya çikan ütopik sosyalistler birbiri pesi sira ütopya devletler anlatan yapitlar yazarlar.

Thomas More, Ütopya adli yapitinda, özel mülkiyetin olmadigi, her seyin ortak oldugu, paranin kullanilmadigi iyi egitilmis insanlarin yönettigi bir adada insanlarin mutlu bir biçimde yasadiklarini anlatir.

Tommasso Campanella ise Günes Ülkesi adli yapitinda devletin, mülkiyetin, ailenin olmadigi bir toplum tanimlar.

Francis Bacon Nova Atlantis (Yeni Atlantis) adli yapitinda bir adada, halkinin yüksek bilgi ve kültüre sahip oldugu bir devleti anlatir.

Korku Ütopyalari : 20. yüzyilda teknolojinin yasadigi hizli gelismenin olumsuz etkilemesine dayanan ve gelecege yönelik karamsar beklentilerin agirlik kazandigi korku ütopyalariyla karsilasiyoruz.

Aldous Huxley, “Yeni Dünya” adli yapitinda teknolojinin çok ilerlemesi sonucu insanlarin korkutucu bir düzen yasayacaklarini anlatir. Insanlar mutsuzdur, yasamin anlamsizligini görüp kurtulusu intiharda bulmaktadir.

George Orwell ise “1984” adli yapitinda, 1984 yilinda dünyaya zorbaligin egemen olacagini, toplumlari zalim diktatörlerin yönetecegini yazar.

•  Birey ve Devlet : Sanayi devrimi ile baslayan uluslasma süreci ve onun uzantisi olarak dogan ulus devlet anlayisina kadar dünyada yaygin devlet anlayisi emreden devlet ve itaat eden halk anlayisina dayalidir.

Ancak sanayi devrimi ile birlikte bu eski devlet anlayisi tartisilmaya baslanmis, özellikle bireyi, bireyin hak ve özgürlüklerini temel alan hukuk devleti anlayisi yerlesmeye baslamistir.

Hukuk devleti adi verilen yeni devlet anlayisinda itaat eden yurttas yerine hak ve özgürlüklerini kullanan yurttas anlayisi egemen olmustur.

Yusuf Has Hacip Kutadgu Bilig adli yapitinda, akil, adalet ve dogruluk ilkelerine göre yapilan yasalarin olmasi gerektigini söyler.

Bati’da ise J.Locke birey-devlet iliskisinin hukuksal bir temele dayanmasini savunur. Locke’ a göre devlet, bireylerin özgürlüklerini, yasam ve mülkiyet haklarini korumakla yükümlü olmalidir.

Charles De Montesquieu ise Kanunlarin Ruhu adli yapitinda birey-devlet iliskilerinde yasalara, insan hak ve özgürlüklerine saygiyi devletin temel ilkesi saymistir.

Günümüz düsünürlerinden K.Popper da Açik Toplum ve Düsmanlari adli yapitinda bireysel hak ve özgürlükleri temel alan devlet anlayisi ile totaliter devlet anlayisina karsi çikmistir.

Sanat Felsefesi (Estetik)

Felsefe tarihinde estetikle yakindan ilgilenen pek çok düsünür olmasina ragmen, estetigin felsefi bir disiplin olmasini saglayan 18. yüzyil düsünürlerinden Baumgarten’dir. Estetigin ana konusu “güzel” ve “güzellik” tir. Ancak “güzellik” kavraminin zorunlu olarak dayandigi yerlerden biri de “sanat” tir. Bu nedenle estetik, bir anlamda “sanat felsefesi” dir.

•  Felsefe Açisindan Sanat : Sanat felsefesi, sanatin, sanatsal yaraticiligin ve begenilerin özünü ve anlamini konu edinen felsefe dalidir. Sanat felsefesinin tartistigi konulardan biri sanatin amaci ve nasil bir etkinlik oldugudur. Bu konuya, genelde üç türlü yaklasim vardir :

•  Taklit olarak sanat : Sanatin dogayi taklit etmek oldugunu savunan bu anlayisa göre sanatçinin görevi mükemmel dogayi sanat eserinde taklit ederek yansitmaktir. Platon’a göre görünenler dünyasi, idealar dünyasinin bir yansimasi, bir kopyasidir. Sanatçi bu dünyadaki nesneleri kopya ederken aslinda kopyanin kopyasini çikarmaktadir.

•  Yaratma olarak sanat : Sanati bir yaratma teknigi olarak algilayan anlayisa göre mükemmel olan doga degil, yaratici insandir. Sanatçi, mükemmel olmayan dogayi kendi yaratma gücünü kullanarak yeniden yaratir. Benedetto Croce’ye göre, dogal güzel sanat için model olamaz, yalnizca sanatçi için ilham kaynagi olabilir. Bu nedenle, sanatin özgürlügü sanatçinin yaraticiligindan kaynaklanir.

•  Oyun olarak sanat : Oyun olarak sanat anlayisi, sanati yasamin sorun ve sikintilarindan kurtulmak isteyen insanin kendini ifade edis biçimi olarak görür. Schiller’e göre sanatla oyun arasinda bir benzerlik vardir. Çünkü, her ikisinde de insan gerçeklikten uzaklasir, gerçek disi bir dünyaya yönelir.

•  Estetigin Temel Kavramlari :

•  Güzellik Problemi : Insanlarin gerek dogada gerekse sanat eseri karsisinda yasadiklari haz, “güzel” ve “güzellik” duygusuyla ifade bulur. O halde, güzel ve güzellik estetigin dayandigi temel kavramdir.

Güzel nedir? Bu soru, yüzyillar boyunca düsünürlerce ele alinmistir. Platon’a göre güzel, bir ideadir. Dogada gördügümüz her sey idealardan aldiklari pay oraninda güzeldir. Platon’a göre güzelin ölçütü oran ve simetridir. Aristoteles için güzel, doganin eksik kalan güzelliginin yaratici güçle tamamlanmasidir. Plotinos’a göre güzellik tanrisal aklin evrene yansimasidir.

Baumgerten güzelligi “duyumsal bilginin mükemmelligi” olarak ifade eder. Schelling güzeli “sonsuzun sonlu olarak kendini göstermesi” olarak tanimlar. Croce’ye göre güzel “mutluluk veren ifade” dir.

Hegel, mutlak ruhun nesnelerde görünüsüne güzel der.

Schopenhauer de güzeli, mutlak iradenin kendini dislastirmasi olarak görür. Nicolai Hartman’a göre güzel tinin (ruhun) maddede kendini göstermesidir.

•  Güzel – Dogru – Iyi – Hos – Yüce Iliskisi :

Güzellik ve Dogruluk (Hakikat) : Güzellik ve dogruluk arasindaki iliski ilk Çaglardan günümüze filozoflari ilgilendiren bir sorundur. Platon’a göre, güzellik ve dogruluk aynidir. Çünkü her ikisinin de kaynagi idealardir. Borleacu, yalnizca dogrulugun güzellik oldugunu söyler.

Kant, güzellik ve dogrulugu birbirinden ayirir. Ona göre güzellik nesnelerin duyusal görüntüleridir, dogruluk ise bilgisel ve mantiksal bir degerdir.

Güzellik ve Iyi : Felsefe tarihinde güzel ve iyiyi ayni gören filozoflar çogunluktadir. Güzeli iyiden kesin olarak ayiran Kant olmustur. Kant’a göre güzel estetik bir deger, iyi ise ahlaksal bir degerdir.

Güzel ve Hos : Hosluk duygusu egilim ve gereksinimleri giderirken duyulan zevktir. Güzellik duygusu ise estetik bir degerdir. Hosluk duygusunu hayvanlar da yasarken, güzellik duygusu yalnizca insanlara özgüdür. Descartes’e göre hosa giden seyler yalnizca duyu organlari ile sinirlidir. Oysa güzellik, duyu organlarini da asan bir duygudur.

Güzellik ve Yüce : Yüce kavrami ile güzelligi birbirinden ilk ayiran Kant olmustur. Kant’a göre yüce, ahlak bilinci ile estetik duygularin karisimidir. O halde her yüce olan güzeldir. Ama her güzel olan yüce degildir. Güzel, insanlarda heyecan yaratirken yüce, sasirtir ve ürpertir.

•  Estetik Yargi Problemi : Bir iddiayi dile getiren sözlere yargi denir. Yargilar gerçeklik yargilari ve deger yargilari olmak üzere ikiye ayrilir.

Gerçeklik yargilari (bilimsel yargilar) : Nesnelere yönelik yargilardir ve nesne ile onda bulunan özelligin arasindaki iliskiyi ifade eder. Örnegin, “Su tebesir beyazdir.” ya da “Üçgenin iç açilari toplami 180 ° dir.” Yargilari gerçeklik yargilaridir.

Deger yargilari : Deger yargilari bir tutum, davranis ve durum karsisinda bireyin tepkisini anlatilar. Güzel, çirkin, iyi, kötü gibi yargilar deger yargilaridir. “Yalan söylemek kötüdür.” ya da “Bu siir güzeldir.” gibi yargilar deger yargilarina örnektir. Gerçeklik yargilari gücünü zihinden alirken deger yargilari gücünü duygulardan alir. Bir deger yargisi olan estetik yargilarin temelinde begeni duygusu vardir. Bu yüzden estetik yargilar insanlara göre degistiginden özneldir (subjektiftir). Estetik yargilarin ortak olup olmadigi ise estetigin bir baska tartisma konusudur.

  Ortak estetik yargilarin varligi konusunda da iki farkli görüs vardir.

Ortak estetik yargilarin varligini reddedenler : Bu görüse göre birinin güzel buldugunu bir baskasi güzel bulmayabilir. B. Croce, sanatçinin ruhunda olusan estetik olaylarin genel-geçer yargilarla ifade edilemeyecegini söyleyerek sanat eserlerinin ortak estetik yargilarla nitelendirilemeyecegini savunur.

Ortak estetik yargilarin varligini kabul edenler : Güzelin ölçütünün oldugunu ve sanat eserleri ile ilgili olarak yargilarda bulunabilecegini savunan görüstür. Kant’a göre, insanlar güzel bulduklari bir sanat eserini herkesin güzel bulmasini isterler. Böylece özel olan bir duygu ortak bir duyguya dönüsür. Bu duygu ise sanat eserlerinin genel-geçerliligini saglar.

Din Felsefesi

  Din Felsefesinin Konusu : Insanlarin bir inanç sistemi içinde Tanri’ya baglanma yoluna din denir. Din, evren, doga ve insanla ilgili metafizik sorularin aklin denetimi disinda kutsal bir varliga dayanarak açiklanma çabasidir. Dinlerin en önemli özelligi, temelinde iman yani dogma olmasidir. Dogmalar, aklin elestirisine basvurmadan kayitsiz kosulsuz inanilan düsüncelerdir.

  Din Felsefesinin Temel Kavramlari :

Tanri : Evrende öncesiz ve sonrasiz olarak var olan ve her seyi yaratan yüce varliktir.

Peygamber : Tanri’nin, buyruklarini insanlara iletmek üzere seçtigi kisidir.

Vahiy : Tanri’nin buyruklarinin peygamberlere duyurulmasidir.

Iman : Tanri’nin buyruklarina kayitsiz kosulsuz inanilmasidir.

Ibadet : Tanri’ya inananlarin Tanri’nin buyruklarina uygun olarak yaptiklari tapinmalardir.

Yüce : Tanri’ya verilen en üstün sifattir.

Kutsal : Kisilerin, nesnelerin ya da yerlerin yücelestirilmesi ve degerlerinin Tanrisallastirilmasidir.

 

Teoloji ile Din Felsefesinin Farki : Teoloji (Tanribilim – Ilahiyat), Tanriyi ve onun buyruklarini tartismasiz dogru kabul eder ve Tanri’nin evrenle, yaratilisla ve yaratilmis olan varliklarla ilgili buyruklarini açiklamaya çalisir. Teolojinin dayandigi kaynaklar, kutsal kitaplar, peygamberler ve din bilginleridir. Teoloji, insanlarin dinsel inançlarini güçlendirmek için çalisir.

  Din Felsefesinin Temel Sorunlari :

•  Tanri var midir?

•  Tanri’nin varligini gösteren kanitlar nelerdir?

•  Evren yaratilmis midir?

•  Evren öncesiz ve sonsuz mudur?

•  Vahiy mümkün müdür?

•  Ölüm son mudur?

•  Ruh ve beden beraber mi var olur?

•  Ruh ölümsüz müdür?

•  Ölümden sonra yasam var midir?

Tanri’nin Varligina Iliskin Farkli Yaklasimlar :

•  Tanrinin Varligini Kabul Edenler : Tanrinin varligini kabul eden üç görüs sunlardir :

•  Teizm: Evreni ve insani yaratan öncesiz ve sonsuz bir Tanri’nin varligini kabul edip, Tanri’nin ayni zamanda dünya ile sürekli iliski içinde oldugunu kabul eden görüs Teizm’dir. Teizme göre Tanri dünya ile iliskisini dinler araciligi ile kurar. Bu görüste olanlar Tanri’nin varligini açiklamak üzere su kanitlari ileri sürerler :

Ontolojik Kanit : Orta Çag düsünürlerinden Anselmus’a göre Tanri, en mükemmeldir. Eger Tanri gerçekte var olmayip zihinde var olsaydi en mükemmel olamazdi. O halde en mükemmel varlik olan Tanri’nin var olmasi zorunluluktur. Descartes da Tanri düsüncesinin, insan zihninde açik ve kesin olarak olmasindan hareketle Tanri’nin var oldugunu savunur.

Kozmolojik Kanit : Evrenin varligindan hareketle Tanri’nin varliginin kanitlanabilecegini savunan görüstür. Islam felsefesindeki hudus kaniti bunun bir ifadesidir. Bu görüse göre evren yoktan var edilmistir. Sonradan var edilen sey onu yaratan bir varliga muhtaçtir (Hudus). Sonradan var edilen evreni yaratan ezeli ve ebedi bir Tanri’nin var olmasi zorunludur. Islam felsefesinde düzen ve amaç kaniti da hudus kanitini destekleyen bir iddiayi dile getirir. Buna göre evrendeki düzeni saglayan ve ona bir amaç veren bir gücün olmasi gerekir. Bu güç de Tanri’dir.

Erdem Kaniti : Orta Çag düsünürlerinden Saint Thomas’a göre evrende iyilik ve dogruluklarin mükemmellik dereceleri vardir. Bu derecelendirmede en mükemmel olan Tanri en üst basamakta yer alir.

Ahlaki Kanit : Bu görüse göre, iyilik yapmak ve kötülükten kaçmak ahlak yasasidir. Bu yasayi vicdanimizda hazir olarak buluruz. Bu yasanin nedeni tümel ve mutlak neden olarak Tanri’dir.

•  Deizm : Deizm, Tanri’nin evreni kendi yasalarina göre isleyen bir düzen olarak yarattigini savunur. Ancak yaratan ve düzeni kuran Tanri’nin, evreni kendi basina biraktigini kabul eder. Bu yüzden deizm, dinsel dogma ve ilkelerin varligini kabul etmez. Deizm’e göre Tanri’nin vahiy, mucize gibi kanitlara gereksinimi yoktur.

•  Panteizm (Tüm tanricilik) : Panteizm, Tanri ve evreni bir gören, özdes gören anlayistir. Bu görüs, Tanri’yi doganin disinda düsünmez.

•  Tanrinin Varligini Reddedenler : Tanri’nin varligini reddeden görüs ateizmdir. (Tanri tanimazlik). Ateizm tanri’nin varligini reddederek evreni, evrene dayanarak açiklamaya çalisir. Bu nedenle ateizmi savunan düsünürler genelde materyalisttir. Ateizm tanri’nin varligini su nedenlerle reddeder :

•  Kötülük sorunu kaniti : Mutlak iyiligin simgesi olan Tanri olsaydi dünyada kötülükler olmazdi. O halde kötülük olduguna göre ya Tanri yoktur ya da Tanri mutlak iyi degildir.

•  Maddenin öncesizligi kaniti : Öncesiz ve sonrasiz olan maddedir. O halde maddenin öncesinde onu yaratan bir Tanri yoktur.

•  Sosyolojik kanit : Tanri, toplumda düzeni saglamak için insanlarin gereksinimleri karsilamak üzere sonradan ortaya çikmis bir kavramdir.

•  Psikolojik kanit : Insan yasamindaki zorluklarin ve baskilarin sonucunda, bu sikintilari yenmek için baglanacak bir güç olarak Tanri ihtiyaci dogmustur. Kendi kendine yeten güçlü insanin Tanri’ya ihtiyaci yoktur.

Tanrinin Varliginin Bilinemeyecegini Öne Sürenler : Tanri’nin var olup – olmadiginin bilinemeyecegini savunan görüs Agnostisizm’dir (Bilinemezcilik). Örnegin sofist düsünürlerden Protagoras “Tanrilar üzerine bilgi edinmekte çaresizim; ne var olduklari ne de olmadiklari, ne de ne sekilde olduklari üzerine …” Agnostisizm adini ilk kullanan Thomas Huxley’e göre duyularimizla kavrayamadigimiz seyler konusunda kesin bir sey söyleyemeyiz. Tanri da duyularla kavranamadigi için var olup-olmadigini söyleyemeyiz.

Son Yorumlar
Google
Facebook’ta Bizi Bulun
Sayaç
Google
Twitter Search “felsefe”