<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Felsefe Grubu Dünyası</title>
	<atom:link href="http://www.atanjumusul.com/Index.php?feed=rss2" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.atanjumusul.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Sep 2010 19:11:08 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.5</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title></title>
		<link>http://www.atanjumusul.com/?p=4234</link>
		<comments>http://www.atanjumusul.com/?p=4234#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Sep 2010 18:35:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>atanjumusul</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atanjumusul.com/?p=4234</guid>
		<description><![CDATA[
 
 







Bu yazıyı paylaş
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<form id="cse-search-box" action="http://www.google.com/cse" enctype="application/x-www-form-urlencoded" method="get">
<div style="text-align: center;"> </div>
<div style="text-align: center;"> </div>
<div style="text-align: center;">
<input name="cx" type="hidden" value="partner-pub-0788810053716567:4x9adx-r57t" />
<input name="ie" type="hidden" value="ISO-8859-9" />
<input name="q" size="31" type="text" />
<input name="sa" type="submit" value="Ara" /></div>
</form>
<p><script src="http://www.google.com/cse/brand?form=cse-search-box&amp;lang=tr" type="text/javascript"></script></p>
<!-- Social Bookmarking Reloaded BEGIN --><div class="social_bookmark"><em>Bu yazıyı paylaş</em><br /><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;output=popup&amp;bkmk=http://www.atanjumusul.com/?p=4234&amp;title=" title="Aggiungi '' a Google Bookmarks"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/google.png" title="Aggiungi '' a Google Bookmarks" alt="Aggiungi '' a Google Bookmarks" /></a><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="https://favorites.live.com/quickadd.aspx?url=http://www.atanjumusul.com/?p=4234&amp;title=" title="Aggiungi '' a Live-MSN"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/live.png" title="Aggiungi '' a Live-MSN" alt="Aggiungi '' a Live-MSN" /></a><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.atanjumusul.com/?p=4234&amp;t=" title="Aggiungi '' a FaceBook"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/facebook.png" title="Aggiungi '' a FaceBook" alt="Aggiungi '' a FaceBook" /></a><br /><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="http://www.myspace.com/Modules/PostTo/Pages/?t=&amp;c=http://www.atanjumusul.com/?p=4234" title="Aggiungi '' a MySpace"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/myspace.png" title="Aggiungi '' a MySpace" alt="Aggiungi '' a MySpace" /></a><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="http://twitter.com/home?status=http://www.atanjumusul.com/?p=4234" title="Aggiungi '' a Twitter"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/twitter.png" title="Aggiungi '' a Twitter" alt="Aggiungi '' a Twitter" /></a></div>
<!-- Social Bookmarking Reloaded END -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atanjumusul.com/?feed=rss2&amp;p=4234</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bürokrasi</title>
		<link>http://www.atanjumusul.com/?p=4256</link>
		<comments>http://www.atanjumusul.com/?p=4256#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Sep 2010 18:28:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>atanjumusul</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Bürokrasi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atanjumusul.com/?p=4256</guid>
		<description><![CDATA[Bürokrasinin Tanımı
Latince “burra” ve Yunanca “kratos” sözcüklerinden türetilmiştir. “Burra” masaları örtmede kullanılan koyu renkli kumaş: “kratos” ise egemenlik, yönetim anlamına gelmektedir. Buna göre bürokrasi “masaların ya da büroların egemenliği anlamındadır. Bu kavaramın ortaya çıktığı dönemde memurların, hizmet yürüttükleri masaların üzeri koyu renkli kumaşla örtülmekteydi. Aslında bu benzetme ile ifade edilmek istenen, memurların  toplum üzerinde giderek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Bürokrasinin Tanımı</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.atanjumusul.com/wp-content/uploads/2010/09/bureaucracy.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-4271" title="bureaucracy" src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/uploads/2010/09/bureaucracy-300x237.jpg" alt="bureaucracy" width="300" height="237" /></a>Latince “burra” ve Yunanca “kratos” sözcüklerinden türetilmiştir. “Burra” masaları örtmede kullanılan koyu renkli kumaş: “kratos” ise egemenlik, yönetim anlamına gelmektedir. Buna göre bürokrasi “masaların ya da büroların egemenliği anlamındadır. Bu kavaramın ortaya çıktığı dönemde memurların, hizmet yürüttükleri masaların üzeri koyu renkli kumaşla örtülmekteydi. Aslında bu benzetme ile ifade edilmek istenen, memurların  toplum üzerinde giderek artan egemenliğidir. Memurların bu egemenliği, onların hizmet yürüttükleri bir araçla (yazı masası) ya da mekanla (büro) nitelendirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bürokrasi daha çok olumsuz ve kötüleyici bir anlam ifade eder. Bu anlamda bürokrasi verimsizlik, işlerin ağır yürümesi, kuralcılık, kırtasiyecilik, sorumluluktan kaçma, yönetimde gizlilik, yetki devretmekte isteksizlik, otoriteye aşırı bağlılık gibi olumsuz davranış ve işlemlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sözlük anlamı ile bürokrasi “ Devletin işlerin yürütülmesinde yazışmalara gereğinden çok önem verme kırtasiyecilik” olarak tanımlanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Toplum açısından ise bürokrasi memur egemenliği devlet işlerinde bir işin yapılması için gerekli izinler, onaylar, imzalar, uyulması gereken kurallar ve genelliklede işlerin yokuşa sürülmesi ve zaman kaybı olarak anlaşılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bürokrasiyi “devletin örgütleyici çalışmalarının toplumdan çıkarak toplumun üstünde yer alan ayrıcalıklı kişilerce yürütülmesi diye tanımlanabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bürokrasi, burjuva devletin örgütleyici çalışmaların seçimlik, sorumu ve azledilebilir olmayan, ayrıcalıklı ve kalıcı bir memurların ordusu eliyle yürütülmesinde somutlaşan özgül bir yönetim biçimidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bürokrasi, sistemli kurallarla tanımlanan özelliği olan işlerin bütünleşmiş hiyerarşisini işaret eder. Biçimsel yetkinin işi yapan kimseye değil,işi yapmakla yükümlü bulunan daireye verilmiş olduğu, şahsa ait olmayan, rutin hale gelmiş bir yapıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>2. Max Weber’e göre bürokrasi tanımı;</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Max Weber’in üzerinde durduğu bürokrasi, günlük dilde kullanılan işlerin yoluşa sürülmesi, geciktirilmesi anlamının tam aksine etkinlik açısından ideal bir organizasyon yapısını göstermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Weber’in bürokrasi görüşü endüstriyel kuruluşlar, politik örgütler, kilise ve benzeri dinsel örgütler için de geçerli olmakla birlikte daha çok kamuya ilişkin işlevler için tasarlanmıştır. Herhangi bir örgütte bürokrasinin belirtileri; açık ve kesin olarak belirlenmiş bir hiyerarşi, her bir servisin sorumlulukları ve kişisellik dışı anlayışıyla evrensel olarak uygulama alanı bulan kurallar şeklinde özetlenebilir. Weber’e göre ister kamu ister endüstri olsun, herhangi bir örgüt şu özelliklere sahipse bürokrasinin temel ayırıcı niteliklerini de taşıyor demektir:</p>
<p style="text-align: justify;">Örgütün büyük hacme sahip olması Weber’e göre, büyüklüğün ölçütü istihdam edilen insan sayısıdır.<br />
İstihdam edilenlerin çoğunun yarı nitelikli ya da niteliksiz olmaları<br />
Nispeten basit bir kütle üretim teknolojisi,<br />
Nispeten karmaşık ürün ya da çıktı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Weber, araştırmalarında özellikle şu dört nokta ile ilgilenmiştir:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bürokrasi adını verdiği bir bütünün özelliklerini belirlemek,<br />
Bürokrasilerin büyümelerini ve büyümelerinin nedenlerini saptamak,<br />
Birlikte oluşan diğer toplumsal değişmeleri ayırmak<br />
Bürokratik amaçların (öncelikle bir siyasi otoritenin amaçlarının) gerçekleşmesinde bürokratik örgütün etkilerini ortaya çıkarmak</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sosyal açıdan bürokratik yapıların neden gerekli olduğu ve etkin bir organizasyon yapısının özellikleri üzerinde duran Weber’ in görüşlerinin bazı temel noktaları şunlardır:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Fonksiyonel uzmanlaşma ve iş bölümü<br />
Açık-seçik bir hiyerarşik yapı ve her kademenin bir üst kademede kontrolü<br />
Her kademede işlerin yapılışına ilişkin ilke ve yöntemler<br />
Kişisel ve duygusal olamayan; rasyonel ve ilkeler doğrultusunda ilişkiler<br />
Teknik yeteneğe dayalı personel seçim ve terfi sistem<br />
Organizasyon birimlerinin yasal yetkilerle ve terfi sistemi<br />
Organizasyon birimlerinin yasal yetkilerle birbirine bağlanması</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Weber’in amacı</strong>; örgütlerin karşılaştıkları sorunları bürokratik yapının nasıl aşacağını göstermektir. Uzmanlaşma ve işbölümü yoluyla verimliliğin artacağını savunan Weber, bilinen en verimli örgüt tipinin bürokrasi olduğunu söylerken, bürokrasinin kuruluşunun yasal, yönetiminin ise rasyonel olduğunu belirtir.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanlardan oluşan organizasyonları yapısız, istikrarsız ve düzensiz bir halde düşünelim. Böyle bir durum “kaos” olurdu. Böyle bir kargaşalığın önüne geçebilmek-kendi organizasyonlarına bir yapı kazandırabilmek için- insanlar bürokrasiyi icat etmişlerdir. Bürokrasi, siyasal, dinsel, ticari, askeri, eğitsel ve diğer tür organizasyonlarda vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Max Weber kendi görüşüne göre ideal bulduğu bürokrasiyi tanımlayıncaya kadar bürokrasinin sistematik bir incelemesi yapılmamıştı. Böyle olmakla beraber, Weber’in ideal bürokrasisine yaklaşan özelliklere sahip yapılar binlerce yıl önce pek çok sayıdaki uygarlıklarda vardır.Aynı kavramların birçoğu modern organizasyonlarda kullanılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Eski Mısır Bürokrasisi’nin, en eski bürokrasi olduğu sanılmaktadır. Milattan üç  bin yıl kadar önce, Firavunlar döneminde, Nil nehrinin ulaşım yolu olarak ve sulama macıyla kullanılmasının kurallara bağlanması gerekmişti. Bu kuralların uygulanmasına ve denetimine ilişkin ilk yazılı belgeler ve kurulan bürolar, Eski Mısır bürokrasisi’ni oluşturmuştu. Eski Mısır bürokrasisi’nin ikinci önemli işi de firavun mezarlarının yapılması olmuştu.</p>
<p style="text-align: justify;">Milattan iki bin beş yüz yıl kadar önce Çin’ de bürokratik bir devlet vardı. Egemenlik imparatorun elindeydi, İmparatora bağlı hükümette, devletin önemli işlerini yüklenen, şimdiki bakan düzeyinde sayılabilecek memurlar görev yapmaktaydı. Memurlara bağlı bürolar bulunmaktaydı. Kamu yönetiminde çalışan memurların ayrıcalıklı hakları vardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Roma imparatorluğu üç anakarada yer alan geniş topraklar üzerinde yüzyıllarca yaşamasını, örgütlenmedeki ve yönetimdeki başarısına borçludur. Roma ikiye bölündükten sonra, Bizans bürokrasisi doğuya özgü kimi ufak değişiklerin dışında Roma bürokrasisinin devamıydı. Roma’ nın çöküşünde olduğu gibi Bizans yönetiminin yozlaşmasında  da, bürokratik ilke ve kurallara uyulmamasının rolü olmuştu.</p>
<p style="text-align: justify;">Batı da bürokrasinin gelişimi, idari-siyasi kurumların evrimiyle paralellik gösterir. Batı da modern devlet bürokrasisi, feodalitenin harabeleri üzerine kurulmuştur. 16.yüzyıldan itibaren gelişen mutlak monarşiler dönemi, merkezi otoritenin yapısını büyütmüş ve gücünü artırmıştır. Merkezi yönetimin güçlenmesine bağlı olarak, yönetici ve memurlar sınıfı da ortaya çıkmıştır. Böylece, bürokratların toplum üzerindeki nüfuz ve iktidarı, derebeylerin ve prenslerin hükümranlığının yerini almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">18.yüzyılın sonunda bütün Avrupa’da devletin merkezi işlevi olarak düzenli yönetimin pratik ve teorik yönüne karşı sistematik bir ilgi filizlenmeye başladı. Ayrıca bu gelişmede sanayi devrimi, bilimsel ilginin artması ve aydınlanma dönemi düşünürleri de önemli rol oynamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Fransız ihtilali ve Napoleon iktidarı, bürokrasinin köklü olarak yeniden biçimlenmesi sonucunu doğurmuştur. İhtilal, kralın otoritesini ve bürokrasiyi anayasa prensipleriyle sınırlandırmıştır. Kamu görevlilerinin statüsünde önemli değişiklikler ortaya çıkmıştır. Kraliyet hizmetleri kamu hizmetine dönüşmüş, kamu görevlileri artık hükümdarın ya da prensin özel hizmetçileri olmaklan çıkmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kamu görevlerinde amatörlükten profesyonelliğe doğru bir değişim yaşanırken “sadakat” kavramında da bir farklılık ortaya çıkmıştır. Artık sadakat krala değil, devlete ve kanunlara olacaktır. Weberyan terminolojiye göre, patrimonyalizmden yasal-rasyonel bürokratik yönetime böylece geçilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bürokrasinin gelişmesinde, devletin ekonomik hayata girişimci ve düzenleyici olarak girmesinin önemli rolü olmuştur.      </p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Türkler de bürokrasinin gelişimi ise;</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Ortaasya Türk devlerinde yerel yönetimler güçlü, merkez yönetim zayıftı. Türkler’in Ortaasya’dan batıya doğru göç etmeleriyle devlet bürokrasisinde de değişmeler oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">Selçuklu devleti içişlerinde, adalette ve toprak sisteminde yeni düzenlemeler yaptı. Nizam’ül Mülk ünlü eseri “Siyasetname” ile devlet bürokrasisine yeni görüşler getirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Anadolu Selçuklu devleti’ nde bürokrasi, Selçuklu devletine bakarak daha da gelişmişti.</p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı bürokrasisi, Bizans, Sasani, Pers, İslam ve Selçuklu bürokrasilerinin üzerine kurulmuştu. Bu bürokrasilerin yerleşmiş ve gelenekleşmiş öğeleri Osmanlı Bürokrasisinin oluşmasına etkide bulunmuştu. Osmanlı bürokrasisi eski Türk devletlerine bakarak daha güçlü bir merkezden yönetime sahipti.</p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı Devleti’nin gerileme döneminde, ekonomik, kültürel ve toplumsal alanlarda olduğu gibi, yönetsel alanda da bozulma başladı. Bu durum, başlangıçta güçlü kurulan bürokrasiyi de güçsüzleştirdi ve yozlaştırdı. Osmanlı Bürokrasisi’ nin en önemli hastalıkları kağıtçılık, rüşvet, tembellik, katı kurallar ve gelenekçilik idi. Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı bürokrasisi ile birlikte bu hastalıklar zaman zaman etkisini azalttı ama sürdürdü. Günümüzde bürokrasiden yakınanlar, aslında bu hastalıklardan yakınmaktadırlar.  �<br />
Bürokrasi’ olgusunu toplum-içi güç ilişkilerinden ve toplumun genel siyasi yapısından çıkarılarak açıkladığı için ‘marksçı’ yaklaşımla yöntemde benzeşen, fakat gerek sorunu yerleştirdiği genel düşünsel çerçeve ,gerekse sorunlara getirdiği çözümler açısından onunla temelde ayrılan weberci bürokrasi görüşü ,son tahlilde, çağdaş devletin siyasal rejimi ne olursa olsun ,hangi siyasal ve toplumsal değişmelere uğrarsa uğrasın ,bürokrasinin toplum ve devlet hayatında gitmemecesine kök saldığı varsayımına dayanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Weber’e göre egemenlik ‘Egemenlik’ (ya da iktidar) ,bir kişinin iradesinin başkalarının davranışına uygulanabilirliğidir. ‘Egemen’ durumdaki kişinin  başkalarına hükmetmeyi hak ,diğerinin de bunu benimsemeyi ödev saymalarıyla nitelenen bu özel güç  tarihte üç ana biçimde karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">1- Geleneksel egemenlik<br />
2- Karizmatik egemenlik<br />
3- Ussal-yasal egemenlik</p>
<p style="text-align: justify;">Düşünüre  göre ,yönetsel egemenlik modellerinden  biri babadan oğula geçen ,doğuştan kazanılan ve kişisel olan geleneksel egemenliktir. Burada yönetim gücü geleneksel olarak bir ailenin üzerindedir. Buna örnek krallıkla yönetilen ülkeler gösterilebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">‘Karizmatik egemenlik’ ,kaynağını toplum tarafından olağanüstü sayılan bir kişinin ,olağanüstü  olan yetenek ve ya başarılarından almakta ,uygulama gücünü ise bu yetenek ve başarılara olan güven ve saygıdan almaktadır. Weber’e göre bu egemenlik biçiminin yönetsel ifadesi kural olarak gevşek ve yetersizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Weber’e göre bürokrasi en etkili ve verimli organizasyon şeklidir ve modern toplumun ihtiyaçları sonucu doğan karmaşık örgütlere en müsbet cevabı verebilmektedir. Hiç kuşkusuz ki , bürokrasinin unsurları ,modern iş hayatı, hükümet ve eğitim  ile ilgili ve diğer karmaşık tür örgütlerin en önemli kısımlarıdır. Bu unsurlar şu başlıklar altında açıklanmıştır</p>
<p style="text-align: justify;">*Açık–seçik  bir hiyerarşik yapı ve her kademenin bir üst kademece kontrolü<br />
*Fonksiyonel uzmanlaşma ve iş bölümü<br />
*Her  kademede işlerin yapılışına ilişkin ilke ve yöntemler<br />
*Yazılı kararların zorunluluğu<br />
*Kişisel ve duygusal olmayan ; rasyonel ve ilkeler doğrultusunda ilişkiler<br />
*Teknik ve yeteneğe dayalı personel seçimi ve terfi sistemi</p>
<p style="text-align: justify;">Böyle bir örgüt teknik olarak diğer tüm örgüt sistemlerinden daha üstündür.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>a) Hiyerarşik  Yapı ;</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Hiyerarşisiz düşünülemeyecek günümüz örgütlerinde ,otorite, kademeleştiği ölçüde ve sürece süreklilik kazanır.; o kadar ki ,bir örgütte hiyerarşinin bulunmayışı o örgütün otoriteden yoksun oluşuyla eş-anlamlıdır. İşbölümü olgusuyla sebep-sonuç ilişkisine giren ve belli bir karmaşıklık derecesine ( ya da büyüklüğüne ) ulaşmış tüm örgütlerde rastlanan hiyerarşi ,’kademeleşmiş otorite ‘ olarak alındığında , 1- otoritenin kademeleşmiş yasal ifadesi ve 2- otoritenin yaptırım gücü diye ikileşen  bir genel görünüm içinde karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">İster her üstün birkaç astı ama her astın yalnızca bir üstü bulunduğu eylemci örgütlerde( line organization), isterse her astın kendi yetkinlik alanına bakan birkaç üste sorumlu tutulduğu işlevsel örgütlerde  olsun, hiyerarşinin değişmez temel ilkesi ,ast nitelikteki her makamın mutlaka daha üst bir makamın yapısal denetimin ve gözetiminde bulunması gerektiğidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Her pozisyon ,belirli bir yetkiye sahip bulunduğu bir alanı kaplar. Son derece açık seçik işbölümü ,yeteneklilik, yetki ve sorumluluk  unsurları vardır. Temel ya da enaşağı düzeydeki pozisyonlar  bir araya getirilirler ve daha üst düzeydeki bir departmana bağlanırlar. Her görevli, gerek kendisinin ve gerekse kendisine bağlı elemanların iş ile ilgili hareketleri ve karalarından dolayı bağlı bulunduğu yöneticiye karşı sorumludur. Bütün görevliler ,piramit şeklindeki organizasyonun en tepesinde bulunan üst düzeydeki yöneticiye hesap vermek zorundadırlar. Böylelikle ,tüm faaliyetler ,kopuksuz olarak ,düzenli ve açıklıkla  belirlenmiş bir hiyerarşi içinde örgütlenmiş olurlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Her pozisyon en iyi şekilde uygulayabileceği veya yönetebileceği çalışmalardan sorumludur. Yani hiçbir pozisyon (hiyerarşik yönden kendisinin üstünde ve altında bulunan pozisyonlar hariç) kendisine ait hak ve yetkileri bir başka pozisyon ile paylaşamaz. Bu süreç yoluyla ,bürokrasi bir organizasyonun temel klasik hiyerarşisini veya alt yapısını oluşturmuş olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Örgütte her makamda yapılacak işler ,ayrıntılı olarak belirlenmeli ve yazılmalıdır. Her görevi denetleyecek üst makamlar gösterilerek , görevler basamaklandırılmalıdır. Böylece örgütün hiyerarşik yapısı oluşturulmalıdır.<br />
Basamaklandırılmış yapıda her görev aynı anda bir makamdır. Her makama göçerilecek yetki yazılı olarak gösterilmelidir. Her makamın yetkisi ile sorumluluğu birbirine denk olmalıdır. Yetki  göçerme ,en üst makamdan en alt makama,aşağı doğru azaltılarak yapılmalıdır. Yetki ve sorumluluk ,makamdaki kişinin değil ,makamındır. Bu makama atanan kişi ,makamın yetki ve sorumluluğunu kullanır. Makam sahibi ile makamın (örgütün) mülkiyet bağı olmalıdır. Her makam ,ast makamı denetlemekle yükümlüdür. Örgütte komuta birliği ve hiyerarşik komuta zinciri bozulmamalıdır. Kararlar en üst makamlarca merkezden verilmelidir. Karar verme süreci ile bunların uygulaması birbirinden ayrılmamalıdır.</p>
<!-- Social Bookmarking Reloaded BEGIN --><div class="social_bookmark"><em>Bu yazıyı paylaş</em><br /><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;output=popup&amp;bkmk=http://www.atanjumusul.com/?p=4256&amp;title=B%C3%BCrokrasi" title="Aggiungi 'Bürokrasi' a Google Bookmarks"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/google.png" title="Aggiungi 'Bürokrasi' a Google Bookmarks" alt="Aggiungi 'Bürokrasi' a Google Bookmarks" /></a><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="https://favorites.live.com/quickadd.aspx?url=http://www.atanjumusul.com/?p=4256&amp;title=B%C3%BCrokrasi" title="Aggiungi 'Bürokrasi' a Live-MSN"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/live.png" title="Aggiungi 'Bürokrasi' a Live-MSN" alt="Aggiungi 'Bürokrasi' a Live-MSN" /></a><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.atanjumusul.com/?p=4256&amp;t=B%C3%BCrokrasi" title="Aggiungi 'Bürokrasi' a FaceBook"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/facebook.png" title="Aggiungi 'Bürokrasi' a FaceBook" alt="Aggiungi 'Bürokrasi' a FaceBook" /></a><br /><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="http://www.myspace.com/Modules/PostTo/Pages/?t=B%C3%BCrokrasi&amp;c=http://www.atanjumusul.com/?p=4256" title="Aggiungi 'Bürokrasi' a MySpace"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/myspace.png" title="Aggiungi 'Bürokrasi' a MySpace" alt="Aggiungi 'Bürokrasi' a MySpace" /></a><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="http://twitter.com/home?status=http://www.atanjumusul.com/?p=4256" title="Aggiungi 'Bürokrasi' a Twitter"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/twitter.png" title="Aggiungi 'Bürokrasi' a Twitter" alt="Aggiungi 'Bürokrasi' a Twitter" /></a></div>
<!-- Social Bookmarking Reloaded END -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atanjumusul.com/?feed=rss2&amp;p=4256</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kent, Kentleşme ve Nedenleri</title>
		<link>http://www.atanjumusul.com/?p=4250</link>
		<comments>http://www.atanjumusul.com/?p=4250#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Sep 2010 18:16:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>atanjumusul</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kentleşme ve Nedenleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atanjumusul.com/?p=4250</guid>
		<description><![CDATA[KENT, KENTLEŞME VE  KENTLEŞME NEDENLERİ

A. KENT
Kent,genel anlamda kentsel yerleşmelerin yaygın adıdır.Kırsal olmayan şeklinde dile getirilen kent tanımımıza geçmeden önce kırsaldan neyi kastettiğimizi açıklamak gerekir. Kırsal kesim, genel anlamda kentin karşıtı olarak nüfusun büyük kısmının tarımla uğraştığı,daha çok cemaat karakteri gösteren yerleşim birimleridir. “Kırsal kesim köy ve/veya kasaba, sosyo-ekonomik ve kültürel özellikleri,yönetim durumu ve demografik açıdan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>KENT, KENTLEŞME VE  KENTLEŞME NEDENLERİ<br />
</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>A. KENT</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kent,genel anlamda kentsel yerleşmelerin yaygın adıdır.Kırsal olmayan şeklinde dile getirilen kent tanımımıza geçmeden önce kırsaldan neyi kastettiğimizi açıklamak gerekir. Kırsal kesim, genel anlamda kentin karşıtı olarak nüfusun büyük kısmının tarımla uğraştığı,daha çok cemaat karakteri gösteren yerleşim birimleridir. “Kırsal kesim köy ve/veya kasaba, sosyo-ekonomik ve kültürel özellikleri,yönetim durumu ve demografik açıdan kentten ayırt edilen,genellikle tarımsal alanda çalışmak gibi işlevlerle belirlenen, konutları,öteki yapıları ve toplumsal ilişkileri bu yaşamı yansıtan yerleşme birimidir.” 1<br />
Köy veya kasabalar birincil grup ilişkilerinin   ağırlıkta olduğu, mesleki gruplaşma  ve uzmanlaşmanın olmadığı,kişilerin örf,adet,değer  ve normlara göre davranışlarını biçimlendirdiği,eğitim oranı düşük olan yerleşme birimleridir.</p>
<p style="text-align: justify;">“Kent, sosyo -ekonomik ve kültürel özellikleri yönetim durumu ve nüfus bakımından kırsal alanlardan ayırt edilen,genellikle tarımsal olmayan üretimin yapıldığı, daha önemlisi hem tarımsal hem de tarım dışı üretim dağıtım ve denetim işlevlerinin toplandığı,teknolojik gelişme derecelerine göre belirli bir büyüklük,heterojenlik ve bütünleşme düzeyine varmış,ikincil toplumsal ilişkilerin, toplumsal farklılaşma,uzmanlaşma ve hareketliliğin yaygın olduğu yerleşim alanıdır”.2<br />
Bunun yanı sıra kentler doğurganlık oranının kırsal kesime göre düşük olduğu,çekirdek aile tipi yaygın olan,eğitim öğretimin yaygın olarak yapıldığı yerleşim birimleridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kentsel kesimlerde köy yerleşim birimlerinden farklı olarak kent kültürü egemendir.</p>
<p style="text-align: justify;">1)Kızılçelik,Sezgin,Sosyoloji Yazıları 2,Anı yay,Ankara,2000,s. 114<br />
2)a.g.e. s.120</p>
<p style="text-align: justify;">“Kent  kültürü,siyasal,dinsel,sanatsal hoşgörüden /özgürlükten,laik düşünce ve demokrasiden,bilimsel bilgi ve nesnellikten oluşan bir bütünlüktür”.3<br />
Kent kültüründe örf,adet,gelenek,görenek ve tüm bunları şekillendiren din olgusunun önemi azalmakta,dinsel özgürlük,sanat ,bilim ve tartışmalar önem kazanmaktadır.<br />
Kent kavramını genel çerçevede kısaca tanımladıktan sonra kentleşme sorunları üzerinde durmaya çalışacağız.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>B. KENTLEŞME</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kentleşme dar anlamda,kent sayısının ve kentlerde yaşayan nüfusun artması demektir.Kentsel nüfus köyden kente göçlerle artar.Gelişmekte olan  ülkelerde kentleşme bu şekilde nüfus akınları halinde gerçekleşir.</p>
<p style="text-align: justify;">Fakat kentleşme yalnızca nüfus hareketi bağlamında düşünülmemelidir. Kentleşme, aynı zamanda  o toplumda ekonomik ve toplumsal yapıyla da ilintilidir.Bu nedenle kentleşmeyi tanımlarken o nüfus hareketini yaratan toplumsal ve ekonomik  değişmelere de yer vermek gerekir.Bu şekilde düşünürsek kentleşme, “sanayileşmeye ve ekonomik gelişmeye koşut olarak kent sayısının artması bugünkü kentlerin büyümesi sonucunu doğuran, toplum yapısında artan oranda örgütleşme, işbölümü ve uzmanlaşma yaratan, insan davranış ve ilişkilerinde kentlere özgü değişikliklere yol açan bir nüfus birikim süreci” olarak tanımlanabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu bağlamda günümüz toplumları sanayileşme süreciyle birlikte az kentlileşmiş ya da çok kentlileşmiş olarak nitelendirilir.Kentleşme ve sanayileşme arasında doğrudan bir ilişki vardır.Gelişmiş olan ülkelerde bu durum paralellik arz ederken,gelişmekte olan ülkelerde, sanayileşme, kentleşmeyi yavaş bir hızla takip etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>C. KENTLEŞME  NEDENLERİ<br />
</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kentleşme nedenleri biri diğerinden etkilenen nedenler olarak, ekonomik, teknolojik, siyasal ve psiko-sosyolojik nedenler şeklinde sınıflandırılır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>A. EKONOMİK  NEDENLER<br />
</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kentleşmenin ekonomik nedenlerinde daha  çok kentlerin sunduğu ekonomik üstünlüklerin fazla oluşu karşımıza çıkar.<br />
Kentlerde işbölümü ve uzmanlaşmanın olması üretimi kolaylaştırıp,gelirleri artırmaya yol açmaktadır.<br />
3)a.g.e.127<br />
4)Keleş,Ruşen,Kentleşme Politikası,İmge kitabevi,İst,1975,s.19</p>
<p style="text-align: justify;">Kentlerde çok sayıda uzmana ihtiyaç olmaktadır. “Öte yandan,özellikle az gelişmiş ülkelerde,tarımın verimliliği ve kişi başına düşen tarımsal gelir, köylüyü köyünde tutmaya yetmeyecek kadar düşüktür. Gerek bu yetersiz gelirin, gerekse toprak iyeliğinin dengesiz dağılımı, tarım topraklarının çok parçalanmış (ufalanmış) olması, iklim koşulları ve toprak aşınması(erozyon), bu itici etmenleri güçlendiren nedenlerdir. Örneğin, Türkiye de sözü edilen bütün koşulların, tarımdaki verimi azaltmak suretiyle, kentleşme hızını geniş ölçüde etkilediği görülmektedir”5</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>2. Teknolojik Nedenler</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Sanayi devriminin getirdiği değişikliklerle beraber kentleşmenin  hızlanması teknolojik gelişmelerle mümkün olmaktadır .</p>
<p style="text-align: justify;">Buhar gücü nüfusun fabrikalar yakınında birikmesine yol açmıştır.Elektrik enerjisinin sanayide artan oranda kullanılması kentlerde hızlı biçimde nüfusun yoğunlaşmasına etkide bulunmuştur . Bunun gibi hidroelektrik santrallerde kentlerin gelişmesi ve yaygınlaşmasında büyük rol oynamıştır . Hızla gelişen teknolojiyle birlikte iletişim ve bilgisayar teknolojisindeki ilerlemenin kentleşmeyi nasıl etkileyeceğini zaman gösterecektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>3. Siyasal Nedenler</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Çeşitli düzeyde verilen siyasal kararlar , hukuk kurumlarından bazıları ve kentlerdeki yönetim yapısının özellikleri kentleri özendirici nitelik taşımaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Köylerde tarım topraklarının parçalanması sonucu mirasçılardan yalnız biri tarafından toprağın bütünün yada büyük kısmının elinde tutulduğu kapalı veraset sisteminde, diğer çocuklar ya kendilerine özel  çiftlik satın almak yada başka çiftlikte işçi olarak çalışmak zorunda kalacaklardır . Bu noktada kentin olumlulukları cazip olmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">  4. Sosyo-psikolojik  Nedenler<br />
Sosyo-psikolojik nedenler köy ve kentin yaşam biçimleri arasındaki farklılıkta ortaya çıkmaktadır.Kentin özgür havası , kentli olmanın gururunu paylaşma , kentte var olan toplumsal ve kültürel olanaklar ve hizmetler kenti çekici kılmaktadır .Kimi yerlerde kente göç etmeye ”yükseliş” gözüyle bakılması kentli olmayı, kentte yaşamayı beraberinde getirmektedir .</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>BÖLÜM 2 –  TÜRKİYEDE  KENTLEŞME<br />
</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Türkiye de  kentleşme nedenleri</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>A.    İtici güçler<br />
</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Tarıma traktör ün girmesiyle beraber makine insan emeğinin  yerin almıştır bunun sonucunda köylü köyüne terk etmek zorunda kalmıştır kente göç eden köylünün ailesini de kente götürdüğünü yada sonradan yanına aldırdığını düşünürsek kentli nüfusun hızla arttığına daha da belirginleştirmiş oluruz. Özellikle Türkiye açısından bakarsak 1950’lerden  günümüz kentsel nüfusta artışı görmekteyiz .<br />
  �<br />
5)a.g.e.s.23</p>
<p style="text-align: justify;">“Tarım işçileri ailelerini de birlikte kente götürmekte yada sonradan aldırmakta olduklarına göre, traktörün kentleştirdiği köylü sayısını 8-9 milyona yaklaşmış olduğu sonucuna varılır. Kentsel nüfus 1950 yılından buyana 16,5 milyon artmış olduğuna göre traktörün tarıma girmiş olmasının bundaki payının yarıyı bulduğu rahatça kabul edilebilir..</p>
<p style="text-align: justify;">Bu durumda tarımda makineleşmenin kentleşme devinimlerini hızlandıran,hızlı kentleşmeyi belirleyen etmenlerin en önemlilerinden biri olduğunu kabul etmek gerekir’’6<br />
Ekilebilir toprakların sınırına ulaşılmış olması,tarımda verimin azlığı ve toprağın gereğinden  fazla parçalara ayrılmış olması ülkemizde köylüyü tarımdan itmeye yol açmıştır. Kalkınma planlarımız  gizli işsizlerin bir milyona yaklaştığını göstermektedir.Bununla birlikte kentteki iyi yaşam koşulları,kırın itici nedenleriyle  birleşince kente göçü zorunlu kılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>B. İletici Güçler<br />
</strong></p>
<p style="text-align: justify;">“İletici güçlerle kastedilen,taşınım olanaklarındaki gelişmedir.Kentleşme devinimleri, mal ve hizmet alışverişinin belli taşıma ve haberleşme ağları içinde özekleşmiş belli yerleşim yerleri ile bunlara bağlı  çeşitli düzeydeki yerleşmeler arasında yoğunlaşmasından doğmaktadır.Bu nedenle, kentleşmeyi mal ve hizmet dağıtımının  ve bu dağıtım işlevinin gerektirdiği bir işbölümü,uzmanlaşma ve nüfusun böylece özekselleşmesi  süreci olarak saymak da olanaklıdır”7</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>C. ÇEKİCİ  GÜÇLER<br />
</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kentlerdeki iş olanakları ve sanayideki yüksek ücretler kentleşmeyi cazip kılan nedenlerin başında gelir.Büyük kentlerde eğitim ve sağlık olanaklarının (ülkemizde henüz yeteri düzeye ulaşmamış olsa da) kırdan kente göçün hızla sürmesine kaynaklık etmektedir.<br />
Toplumun kültürel değerleri kente olan göç dalgasını pekiştirmektedir. Örneğin, “İstanbul un taşı toprağı altındır” sözü gibi.</p>
<p style="text-align: justify;">İticive çekici öğeler birbiriyle etkileşim içindedirler.Bir başka deyişle bu öğeler birbirinden çok etkilenmektedirler.Son yıllarda tüm bu çekici öğelere ek olarak ülkemizde Güneydoğuda yaşanan sorunlar çerçevesinde güvenlik gerekçeleriyle de kırsal alanlar terk edilerek kentlere göç edilmektedir.<br />
6)a.g.e.s.49<br />
7)a.g.e.s.40</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>BÖLÜM 3 -TÜRKİYEDE KENTLEŞME SONUCU ORTAYA ÇIKAN SORUNLAR</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Tarımdan sanayiye nüfus kayması ülkede izlenen sanayileşme siyasetinin kaçınılmaz sonucudur. Fakat Türkiye’de  kentsel alanda çeşitli olanakların yetersizliği bu sorunlu kentleşmeyi temel toplumsal sorunlardan biri haline getirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sorunlu kentleşmenin ardında yatan temel öğe Türkiye’de  sanayileşme ile kentleşme arasında bir uyum olmamasıdır.Kentlerde göç sonucu  biriken nüfusun çoğu hizmet kesimine kaymakta, bunun sonucu olarak kentlerde işsizlik sorunu ortaya çıkmaktadır.<br />
“Bugün dünyada ve Türkiye’de, kent ve çevre sorunlarının kökeni,hızlı ve çarpık sanayileşmeye,sürekli kar olgusuna, teknolojinin insan ve doğa yararına kullanılmamasına dayanmaktadır….Bu bağlamda, insan nüfusunun büyük yoğunluğunun yaşadığı kentler, tüketim toplumunun, sür ekli kara dayanan “gelişmelerin” talan ve yağmanın sonucunda insana yabancılaşan mekanlar olmuştur.Bugün kentlerin en önemli sorunlarını oluşturan yoksulluk, göç, barınma sorunu alt yapı yetersizlikleri ve çevre kirliliği, merkezinde insan yaşamının ve ihtiyaçlarının değil, sermayenin ihtiyaçlarının bulunduğu bir sistemin ürünüdür. Kırdan kente göç ucuz emek ve işgücü hep sermayenin ihtiyaçları  doğrultusunda teşvik edilmiş ve bugün ülkemizde kentsel yaşam çevresi plansız yapılaşma, kaçak konutlar ve gecekondulu nüfus olarak adlandırılan (kent yoksulları) ile şekillenmiştir.”8</p>
<p style="text-align: justify;">Kentleşmenin ortaya çıkardığı sorunlardan bir diğeri de, insanların sahip oldukları  gelenekleri, görenekleri ve kimliklerinin kentleşmenin tehdidi altında olmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">“Kentleşme yalnızca kırsal kesimi değil,kenti de silip süpürmektedir.Yalnızca kasaba ve köy yaşamının tarımsal ilişkilerle beslenen değer,kültür ve kurumlarını değil, kent yaşamının yurttaşlık ilişkileri ile beslenen değer,kültür ve kurumlarını da yutmaktadır. İsimsizlik, homojenlik ve kurumsal devasalık gibi boğucu özelliklere sahip kentleşme, insanlar arasındaki yakınlığı, benzersiz nitelikteki mahalleleri ve insani ölçekli bir politikayı içinde barındıran kentsel alanı yuttuğu gibi, doğaya yakınlığı,kutsal  bir yardımlaşma anlayışını ve sıkı aile ilişkilerini barındıran kırsal alanı da ortadan kaldırmaktadır”9   </p>
<p style="text-align: justify;">Kentleşme sorunlarını daha iyi görebilmek ve sorunlara çözümler bulabilmek açısından bu sorunları  tek tek ele almak daha yerinde olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">     8)Robert,jean,Kent ve Halk,Ütopya yay,Ankara,1999,s.9<br />
     9)Boochin Murray,Kentsiz Kentleşme,Ayrıntı yay,İst,1999,s.31</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>A.  KONUT  YETERSİZLİGİ</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kentlere göçün doğurduğu sorunlardan biri konut yetersizliğidir.Yakın gelecekte sorunun daha önemli boyutlara ulaşacağı anlaşılmaktadır.Kongara göre Türkiyede,siyasal iktidarların planlama fikrine soğuk bakmalarından dolayı  başarıya ulaşamamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">“Örneğin 1980li yıllardan beri Türkiyenin konut gereksinmesinde önemli katkılarda bulunan konut kooperatifleri birliği, Kent – Koop,bu modelden esinlenen uygulamaların sonunda ortaya çıkmıştır, denilebilir.Daha sonra 1960’tan başlayan planlı  dönemde, konut sorunu ve kent planlaması her planda üzerinde önemle durulmuş konular olmasına karşın  siyasal iktidarların planlama olgusuna karşı soğuk bakmalarından dolayı uygulamada fazla bir mesafe alınamamıştır”10</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiyede konut alanındaki en büyük kamu atılımı 1981 yılında çıkarılan toplu konut yasasıdır.1984te ise toplu konut idaresi kurulmuştur.Toplu konut idaresi hem doğrudan konut üretmiş,hem de toplu konut  yapımcılarına ve bireylere kredi açarak konut üretimine katkıda bulunmuştur.Fakat 1988den den beri Toplu konut idaresi etkisizleşmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"> “Kentlerdeki ve özellikle büyük kentlerdeki konut mülkiyeti oranları da  Türkiye ortalamasına göre oldukça düşüktür. Türkiye’de ortalama yüzde 70 dolayında olan konut mülkiyeti, kentlerde yüzde 50’ye büyük kentlerde ise yüzde 40’a düşmüş görünmektedir”11</p>
<p style="text-align: justify;">Konut yetersizliğinde görülen bu durum  toprak rantını çok büyük boyutlara taşımış, öte yandan sağlıksız ve izinsiz konut yapımını ülkenin temel sorunlarından biri haline getirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>B.  GECEKONDU  SORUNU</strong></p>
<p style="text-align: justify;">“Gecekondulaşma olayının ilk zamanlarında  bir konut bitmiş ise, izinsizde yapılmış olsa, yıkılması için mahkemeden karar almak zorunluydu. Mahkemeden karar almak ise oldukça uzun bir süre gerektiriyordu. Bu yüzden,kendisinin olmayan arsa üzerine konut yapan kişiler, polis işe karışmadan bu işi bitirmek amacıyla, genellikle geceleri hızlı bir biçimde çalışıyorlardı.Bir gecede bile çatısı kapatılan konutlar vardı. Sabah olduğu zaman polis için, konutu hemen yıkmak artık olanaksızlaşıyordu. İşte bu süreçte ortaya çıkan yeni konut biçimine de adını verdi; gecekondu”12<br />
Gecekondulaşmayla birlikte Türkiye’de kentsel arsa fiyatları yukarı doğru sıçramıştır.<br />
   </p>
<p style="text-align: justify;"> 10)Kongar Emre,21.Yüzyılda Türkiye,Remzi kitabevi,İst,1999,s.560<br />
 11)a.g.e.s.562          �<br />
 12)a.g.e.s.562<br />
  �<br />
“Gecekondu olgusu ile birlikte gelişen ikinci süreç yerel ve merkezi politikada ortaya çıkan yozlaşmadır.Bu yozlaşma her türlü rantın ve özellikle kentsel rantın, politikacılar ile ya mafya türü kişiler ya da örgütler veya üst gelir grupları ile birlikte paylaşılmasının yol açtığı (yasadışı)ittifakları ortaya çıkarmıştır”13</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’de gecekondulaşmayla beraber ortaya çıkan siyasal yozlaşma ve ekonominin her alanında çeşitli tahsislerden kaynaklanan kayırmacılık,yolsuzluk ve rüşvet başlı başına sorun haline gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’de kentleşmenin sonucu ortaya çıkan sorunların en başında gecekondu sorununun olduğunu belirten Kongara göre gecekondu halkı ülkenin ekonomik ve toplumsal siyaseti etkilemesi noktasında ülke yazgısını belirleyecek bir noktaya ulaşmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">“Bütün bu oluşum sırasında siyasal etkenlerde işe karışacak,temel ekonomik ve toplumsal siyasetin istenmeyen doğurganlığını kuramsallaştırıyor…Örneğin ,bir yandan gecekondu yapımını önleyici yasalar çıkartılırken  ,öte yandan ,özellikle seçim zamanlarında yasadışı yapılan gecekonduların tapuları verilerek ,bunlara yasal bir nitelik kazandırılıyordu”14</p>
<p style="text-align: justify;">Kırdan kente göç eden ve geleneksel yapısını korumaya çalışan gecekondu halkı çağdaş kent kültürünü benimseyememiştir.Bu noktada aralarında büyük bir uçurum olmasına rağmen kentli ile yan yana olan bu kesim kendi içinde (arabesk kültür)dediğimiz bir yapılanma meydana getirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’de gecekondu sorunuyla birlikte kentleşmenin ortaya çıkardığı en önemli sorunlardan bir diğeri de işsizliktir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>C.  İŞSİZLİK</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Tarımsal alanda toprağın makineleşmesiyle beraber topraktan kopan köylü kente göç etmekte ve çeşitli alanlarda çalışmaktadır,Büyük kentleri iş olanakları nüfusun yığılması sonucu özellikle sanayi kesiminde dışardan gelen nüfusun çok gerisinde kalmaktadır.Bunun sonucunda ise niteliksiz işçiyi de içinde barındıran hizmet kesimi ülke koşullarına göre büyük bir gelişme göstermektedir.   </p>
<p style="text-align: justify;">Bu nüfus yığılması hizmetlerinde yetersizleşmesine neden olmaktadır. Bölgelerarası dengesizlikler pekişmekte, büyük kentlerde giderek kaynaklar ile gereksinmeler arasındaki uyumsuzluk büyümektedir.  </p>
<p style="text-align: justify;">Kentlerde işsizlik Türkiye’de gittikçe büyüyen bir sorundur.Sorunların giderilmesinin yolu ise genel anlamda tarım toplumu olmaktan kurtulmak, tüketici değil, üretici duruma gelmekle sağlanabilir.<br />
       �<br />
13)a.g.e.s.563 �<br />
14)a.g.e.s.56</p>
<p style="text-align: justify;">“Ülkemizdeki genel duruma bakacak olursak ,yaklaşık 20 milyon çalışan insanın insanın bulunduğunu bunun ise ancak yüzde 31,4 ünün ücretli olduğu görülür.Kendi hesabına çalışanların oranı yüzde 24,5 iken işverenlerin aktif nüfus içindeki oranı yüzde 5,6 dır.Gizli işsizlerin sayısı ise   yüzde 31,6 oranı ile ücretli çalışanlardan fazladır.Gizli işsizlerin çoğu tarım kesiminde yer almakta olup toplam sayıları 6 milyon civarındadır”15</p>
<p style="text-align: justify;">İşsizliğin nedenleri,ekonomide işsizliğe savaşımda plansız ve yetersiz olunması  ve ülkenin donanım yetersizliğidir.Bir tarafta iş arayıp bulamayan işçi diğer tarafta işçi arayıp bulamayan işveren vardır.İş piyasası iyi organize edilerek , işçi ve işverenleri birbirinden  haberdar etmek suretiyle üretim ve gelir kaybı önlenmiş olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>D.  ÇEVRE  SORUNLARI</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Çevre sorunlarının  başında trafik sorunu gelmektedir. Nüfusun plansız bir şekilde artması ulaşımı neredeyse olanaksız hale getirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Su sorunu, doğalgaz yetersizliği yanı sıra eğitim ve sağlık hizmetlerindeki yetersiz kalma durumu kent yaşamını zor hale getirmektedir.<br />
Güvenlik de büyük kentlerde sorun olmaya başlamıştır. Yan kesicilik ve araba soygunculuğu gün geçtikçe baş edilmez bir hal almaktadır. Büyük kentlerde uçurum diye nitelendirilecek orana da bir gelir farklılaşması söz konusudur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>BÖLÜM 4 &#8211;  TÜRKİYEDE KENTLEŞME SORUNLARI ÜZERİNE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ<br />
</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye de kentleşme sorunun ardında yatan en temel neden kentleşme ile sanayileşmenin bir arada yürümemesidir. Sanayileşme öncesi kentleşme meydana gelmekte, sanayileşme onu takip etmektedir.<br />
İşsizlik düşük ücretle çalışma sorununa dair ücret politikalarında gerekli düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Tüketici olmak yerine üretici olmaya çalışmalı, eğitime gerekli önem verilmeli böylece bilgi toplumuna geçilmelidir. Zaten bu durumda endüstri toplumu sürecine gireriz.Kaynakların  dağıtılması noktasında planlı etkinlikler yapılmalı, gerekli düzenlemeler yapılmalı  bölgeler arası dengesizlikler giderilmelidir. Kaynaklar ve gereksinmeler arası dengenin sağlanması zaten sanayileşme-kentleşme arasındaki uyumu zorunlu kılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Gecekondulaşmayı önlemenin yolu yıkmakla ya da nüfusu bir yerden bir yere taşımakla çözülmez.Sorunun toplumsal-ekonomik köklerine inmek gerekir.Gelir dağılımının düzeltilmesinin yanında kentleşmenin hızına, biçimine ve yurt yüzeyine yayılmasına egemen olacak politikalarla,sanayileşmede güdülecek politikayla gecekondu sorununa çözüm bulunabilir.Gecekondu ailesinin geleceğe bakışının güvence altına alınmaması, onun güvencesini gecekondusunda bulmasına neden olur.<br />
    </p>
<p style="text-align: justify;">15)Kocacık Faruk,Çalışma Sosyolojisi,Dilek matbaa,Sivas,2000,s.158<br />
 �<br />
Bölgeler arası dengeli bir yerleşme ve gelişme sağlanması için bölge planlaması yapılmalıdır.Böylece bölgesel dengesizlikler azaltılır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bölge planı yapmaya yetkili kuruluş DPT dir.Bölge planlamasının temel amacı geri kalmış bölgelere ulaşım, konut, sanayi, tarım, enerji, ulaştırma, plan, altyapı ve öteki hizmetleri sunmak, yöre halkının eğitim düzeyini yükseltmek ve büyük kentlere göçü ve oradaki nüfus yığılmalarını azaltmaktır. Burada önemli olan  bu planların bilinçli bir şekilde yapılması, önlemlerin güzel bir biçimde alınmasıdır. Nitekim daha önce düşünülen bu politikaların alternatif mal oluşu hesaplanmadığı için plancılar ve ekonomistler nereden ne ölçüde özveride bulunacaklarını bilememişlerdir. Bu durum ise kararsızlığa  ve sonunda sistemsiz yaklaşmaya neden olmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Gecekonduyu ortadan kaldırmayı sağlayacak önlemleri alacak yerde önce  yapılmasına göz yumup sonra af yasalarıyla bağışlamak gecekondulaşma sürecini özendirmeye yarar.Bu noktada gecekondu yasasının incelenip yeniden değerlendirilmesi gerekir.<br />
Türkiye’de  kent sorunlarını çözmekte en önemli sıkıntılardan biride kent yönetimi konularında ve teknik alanlarda yetişmiş personelin olmamasından kaynaklanır. Bu personelin sayısı ya yetersiz veya yetenekleri eksiktir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye de iktisadi plancılar  ekonomik sıkıntılar  ve verimsizlik gerekçesiyle kentlerde yapılacak altyapı yatırımlarını sınırlı tutmuşlardır.Kentlerde yaşama koşullarının kendiliğinden düzeleceğini söylemektedirler.Bu ise geçerli değildir.Hızlı nüfus artışı ve artan tüketim eğilimi kentsel altyapı yatırımlarına öncelik verilmesini olanaksız kılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugünkü durumda Türkiye e kentleşme sorunlarının kaynağı ülkenin içinde bulunduğu toplumsal ekonomik kalkınma düzeyidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kent sorunlarının çözümü için tutarlı kentleşme politikasının saptanması ve ulusal kaynakların bilinçli bir biçimde dağıtılması esastır.Kentleşme ve imar sorunlarının asıl çözümleri geri kalmış ülkelerin gelişmiş ülke seviyesine ulaştırma amacı taşıyan bölge planlarıyla mümkün olmaktadır.Bu noktada vatandaşında yerel özerkliğin ve demokrasinin gelişmesi açısından kendi plan yapımına katılma hakkı tanınmalıdır.   </p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Aliye Baysal</strong> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong>KAYNAKÇA<br />
</strong>                       �<br />
KIZILÇELİK, sezgin ; ( sosyoloji yazıları,anı yay,Ankara,2000<br />
KELEŞ,Ruşen;kentleşme politikası,imge kitabevi ,ist.1975,<br />
JEAN,Robert,kent ve halk,ütopya yay,Ankara,1999<br />
KOCACIK. Faruk, Çalışma Sosyolojisi,Dilek matbaa,Sivas,2000<br />
ROBERT,jean,Kent ve Halk,Ütopya yay,Ankara,1999<br />
BOOCHİN, Murray,Kentsiz Kentleşme,Ayrıntı yay,İst,1999</p>
<!-- Social Bookmarking Reloaded BEGIN --><div class="social_bookmark"><em>Bu yazıyı paylaş</em><br /><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;output=popup&amp;bkmk=http://www.atanjumusul.com/?p=4250&amp;title=Kent%2C+Kentle%C5%9Fme+ve+Nedenleri" title="Aggiungi 'Kent, Kentleşme ve Nedenleri' a Google Bookmarks"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/google.png" title="Aggiungi 'Kent, Kentleşme ve Nedenleri' a Google Bookmarks" alt="Aggiungi 'Kent, Kentleşme ve Nedenleri' a Google Bookmarks" /></a><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="https://favorites.live.com/quickadd.aspx?url=http://www.atanjumusul.com/?p=4250&amp;title=Kent%2C+Kentle%C5%9Fme+ve+Nedenleri" title="Aggiungi 'Kent, Kentleşme ve Nedenleri' a Live-MSN"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/live.png" title="Aggiungi 'Kent, Kentleşme ve Nedenleri' a Live-MSN" alt="Aggiungi 'Kent, Kentleşme ve Nedenleri' a Live-MSN" /></a><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.atanjumusul.com/?p=4250&amp;t=Kent%2C+Kentle%C5%9Fme+ve+Nedenleri" title="Aggiungi 'Kent, Kentleşme ve Nedenleri' a FaceBook"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/facebook.png" title="Aggiungi 'Kent, Kentleşme ve Nedenleri' a FaceBook" alt="Aggiungi 'Kent, Kentleşme ve Nedenleri' a FaceBook" /></a><br /><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="http://www.myspace.com/Modules/PostTo/Pages/?t=Kent%2C+Kentle%C5%9Fme+ve+Nedenleri&amp;c=http://www.atanjumusul.com/?p=4250" title="Aggiungi 'Kent, Kentleşme ve Nedenleri' a MySpace"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/myspace.png" title="Aggiungi 'Kent, Kentleşme ve Nedenleri' a MySpace" alt="Aggiungi 'Kent, Kentleşme ve Nedenleri' a MySpace" /></a><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="http://twitter.com/home?status=http://www.atanjumusul.com/?p=4250" title="Aggiungi 'Kent, Kentleşme ve Nedenleri' a Twitter"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/twitter.png" title="Aggiungi 'Kent, Kentleşme ve Nedenleri' a Twitter" alt="Aggiungi 'Kent, Kentleşme ve Nedenleri' a Twitter" /></a></div>
<!-- Social Bookmarking Reloaded END -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atanjumusul.com/?feed=rss2&amp;p=4250</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Üç Filtre Testi</title>
		<link>http://www.atanjumusul.com/?p=4197</link>
		<comments>http://www.atanjumusul.com/?p=4197#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 22:43:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>atanjumusul</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atanjumusul.com/?p=4197</guid>
		<description><![CDATA[ÜÇ FİLTRE TESTİ

Bir gün bir tanıdık büyük filozofa rastladı ve dedi ki: “Arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun?”
“Bir dakika bekle.” diye cevap verdi Sokrates: “Bana bir şey söylemeden evvel senin küçük bir testten geçmeni istiyorum. Buna 3’lü Filtre Testi deniyor.”
“Üçlü Filtre mi?”
“Doğru” diye devam etti Sokrates;
“Benimle arkadaşım hakkında konuşmaya başlamadan önce, bir süre durup; söyleyeceğini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ÜÇ FİLTRE TESTİ<br />
</strong><br />
<a href="http://www.atanjumusul.com/wp-content/uploads/2010/09/bilge-2087.jpg"></a><a href="http://www.atanjumusul.com/wp-content/uploads/2010/09/sokrates3jn4.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-4203" title="sokrates3jn4" src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/uploads/2010/09/sokrates3jn4.jpg" alt="sokrates3jn4" width="183" height="354" /></a>Bir gün bir tanıdık büyük filozofa rastladı ve dedi ki: “Arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun?”<br />
“Bir dakika bekle.” diye cevap verdi Sokrates: “Bana bir şey söylemeden evvel senin küçük bir testten geçmeni istiyorum. Buna 3’lü Filtre Testi deniyor.”</p>
<p>“Üçlü Filtre mi?”</p>
<p>“Doğru” diye devam etti Sokrates;</p>
<p>“Benimle arkadaşım hakkında konuşmaya başlamadan önce, bir süre durup; söyleyeceğini gözden geçirmek iyi bir fikir olabilir. Bu, ona üç filtre testi dememin sebebi. Birinci filtre Gerçek Filtresi. Bana birazdan söyleyeceğin şeyin tam anlamıyla gerçek olduğundan emin misin?”</p>
<p>“Hayır” dedi adam, “Aslında bunu sadece duydum ve&#8230;”</p>
<p>“Tamam” dedi Sokrates;</p>
<p>“Öyleyse, sen bunun gerçekten doğru olup olmadığını bilmiyorsun.<br />
Şimdi 2. filtreyi deneyelim, İyilik Filtresi’ni. Arkadaşım hakkında bana söylemek üzere olduğun şey iyi bir şey mi?”</p>
<p>“Hayır, tam tersi” dedi adam.</p>
<p>“Öyleyse” diye devam etti Sokrates; “Onun hakkında bana kötü bir şey söylemek istiyorsun ve bunun doğru olduğundan emin değilsin. Fakat yine de testi geçebilirsin, çünkü geriye bir filtre daha kaldı: Yararlılık Filtresi. Bana arkadaşım hakkında söyleyeceğin şey benim işime yarar mı?”<br />
“Hayır gerçekten yaramaz.” dedi adam.</p>
<p>“İyi” diye tamamladı Sokrates. “Eğer, bana söyleyeceğin şey doğru değilse, iyi değilse ve işe yarar bir şey değilse bana niye söylüyorsun ki?”</p>
<!-- Social Bookmarking Reloaded BEGIN --><div class="social_bookmark"><em>Bu yazıyı paylaş</em><br /><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;output=popup&amp;bkmk=http://www.atanjumusul.com/?p=4197&amp;title=%C3%9C%C3%A7+Filtre+Testi" title="Aggiungi 'Üç Filtre Testi' a Google Bookmarks"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/google.png" title="Aggiungi 'Üç Filtre Testi' a Google Bookmarks" alt="Aggiungi 'Üç Filtre Testi' a Google Bookmarks" /></a><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="https://favorites.live.com/quickadd.aspx?url=http://www.atanjumusul.com/?p=4197&amp;title=%C3%9C%C3%A7+Filtre+Testi" title="Aggiungi 'Üç Filtre Testi' a Live-MSN"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/live.png" title="Aggiungi 'Üç Filtre Testi' a Live-MSN" alt="Aggiungi 'Üç Filtre Testi' a Live-MSN" /></a><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.atanjumusul.com/?p=4197&amp;t=%C3%9C%C3%A7+Filtre+Testi" title="Aggiungi 'Üç Filtre Testi' a FaceBook"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/facebook.png" title="Aggiungi 'Üç Filtre Testi' a FaceBook" alt="Aggiungi 'Üç Filtre Testi' a FaceBook" /></a><br /><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="http://www.myspace.com/Modules/PostTo/Pages/?t=%C3%9C%C3%A7+Filtre+Testi&amp;c=http://www.atanjumusul.com/?p=4197" title="Aggiungi 'Üç Filtre Testi' a MySpace"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/myspace.png" title="Aggiungi 'Üç Filtre Testi' a MySpace" alt="Aggiungi 'Üç Filtre Testi' a MySpace" /></a><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="http://twitter.com/home?status=http://www.atanjumusul.com/?p=4197" title="Aggiungi 'Üç Filtre Testi' a Twitter"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/twitter.png" title="Aggiungi 'Üç Filtre Testi' a Twitter" alt="Aggiungi 'Üç Filtre Testi' a Twitter" /></a></div>
<!-- Social Bookmarking Reloaded END -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atanjumusul.com/?feed=rss2&amp;p=4197</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nesnelerin Yaratılışı Üzerine</title>
		<link>http://www.atanjumusul.com/?p=4187</link>
		<comments>http://www.atanjumusul.com/?p=4187#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Sep 2010 20:56:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>atanjumusul</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Nesnelerin Yaratılışı Üzerine (Parmenides)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atanjumusul.com/?p=4187</guid>
		<description><![CDATA[PARMENİDES Güney italyada Elela.M.Ö 540 
&#8216;NESNELERİN YARATILIŞI ÜZERİNE&#8217;adlı eserinden:
 
Beni taşıyan kısraklar canımın istediği kadar.
Götürüyorlardı, beni bu ünlü yola koyulduktan sonra
Daimon kadınlar, bilge kişiyi kentlere aşırıp götüren.
Burada gidiyorum bu yola taşıdılar beni uslu atla
Arabayı çekerek, kızlar da yol gösterdiler.
Dingil yuvalarda kaval sesi çıkıyordu
Kızarak- acele ettikçe yoldaşlıkta
Güneş kızları gecenin evlerine önce bırakan,
Işığa doğru atarak başlarından örtüleri elleriyle.
Oradadır [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>PARMENİDES Güney italyada Elela.M.Ö 540 </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>&#8216;NESNELERİN YARATILIŞI ÜZERİNE&#8217;adlı eserinden:</strong></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Beni taşıyan kısraklar canımın istediği kadar.</p>
<p style="text-align: justify;">Götürüyorlardı, beni bu ünlü yola koyulduktan sonra</p>
<p style="text-align: justify;">Daimon kadınlar, bilge kişiyi kentlere aşırıp götüren.</p>
<p style="text-align: justify;">Burada gidiyorum bu yola taşıdılar beni uslu atla</p>
<p style="text-align: justify;">Arabayı çekerek, kızlar da yol gösterdiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Dingil yuvalarda kaval sesi çıkıyordu</p>
<p style="text-align: justify;">Kızarak- acele ettikçe yoldaşlıkta</p>
<p style="text-align: justify;">Güneş kızları gecenin evlerine önce bırakan,</p>
<p style="text-align: justify;">Işığa doğru atarak başlarından örtüleri elleriyle.</p>
<p style="text-align: justify;">Oradadır kapısı geceyle gündüzün yollarının,</p>
<p style="text-align: justify;">Pervaz ve taş eşik iki yandan tutuyor onu;</p>
<p style="text-align: justify;">Aitherde olan  kapıyı  büyük kanatlar dolduruyor:</p>
<p style="text-align: justify;">Bol cezalı adaletin elindedir değişen kilitleri.</p>
<p style="text-align: justify;">Koşarak onu kızlar yumuşak sözlerle</p>
<p style="text-align: justify;">Kandırıyorlar ustaca, kendilerine dilli sürgüyü</p>
<p style="text-align: justify;">Bir anda itmeye kapıdan. Açılıyordu ağzına kadar</p>
<p style="text-align: justify;">Kanatlar, kapının uçmasıyla tunçtan mihverleri</p>
<p style="text-align: justify;">Yataklarında değiştire değiştire döndürerek</p>
<p style="text-align: justify;">Çengeller ve kamalarla tutturulmuş olan:indi bu kapıdan</p>
<p style="text-align: justify;">Dosdoğru sürdüler kızlar yol boyunca arabayla atları.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve beni Tanrıça dostça karşıladı. Sağ elimi</p>
<p style="text-align: justify;">Sağıyla tuttu, şöyle söz söyleyerek bana dedi:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8216;Ey delikanlı! Ölümsüz sürücülere  yoldaş olarak,</p>
<p style="text-align: justify;">Seni taşıyan atlarla buraya ulaşan sana</p>
<p style="text-align: justify;">Selam çünkü kötü bir kader değil sana yaptıran</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yolu yaptıran insanların dolaştıklarının dışında bu çünkü,</p>
<p style="text-align: justify;">Tanrı kanunuyla hak. İmdi senin her şeyi öğrenmek gerek:</p>
<p style="text-align: justify;">Hem doğruluğun iyice-öyle sonuçlarının, gerçek güven olmayan.</p>
<p style="text-align: justify;">Fakat yinede bunları da öğreneceksin, öyle-görünenlerin</p>
<p style="text-align: justify;">Nasıl denenir inanılırca var olması gerekirdi büsbütün geçerken her şeyden.</p>
<p style="text-align: justify;">Haydi, bakalım, ben söyleyeceğim sende can kulağıyla dinle</p>
<p style="text-align: justify;">Hangi araştırma yollarının düşünüleceği yalnız:</p>
<p style="text-align: justify;">Biri var &#8211; olmanın olduğu, var -olmamanın olmadığıdır,</p>
<p style="text-align: justify;">Bu inandırma yoludur-doğruluğun ardından yürür çünkü</p>
<p style="text-align: justify;">Öteki,var-olmama,var -olmamanın zorunlu olduğudur;</p>
<p style="text-align: justify;">Hiç bulunmaz olduğunu söylüyorum sana bu patikanın;</p>
<p style="text-align: justify;">Ne tanıtabilirdim var -olmayanın çünkü yapılamaz çünkü bu</p>
<p style="text-align: justify;">Nede bildirebilirsin; aynı şeydir çünkü düşünmekle var-olmak.</p>
<p style="text-align: justify;">Ortaklaşa toplu bir şeydir benim için</p>
<p style="text-align: justify;">Nereden başlasam; ortaya geleceğim yine çünkü zira.</p>
<p style="text-align: justify;">Bak aklınla bulunmayanın nasıl yinede akılla orada olduğuna sağlamca.</p>
<p style="text-align: justify;">Kesmeyecek çünkü var olanın var olana bağımsızlığını</p>
<p style="text-align: justify;">Ne düzen boyunca her yanda her biçimde ayrılacak</p>
<p style="text-align: justify;">Nede bir araya toplanacak biçimde</p>
<p style="text-align: justify;">Söylemek ve düşünmek gerek var olanın olduğunu; var olmak,</p>
<p style="text-align: justify;">Hiç ise yoktur; bunları düşünmeni istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Seni uzaklaştırdığı ilk araştırma yolu budur işte.</p>
<p style="text-align: justify;">Fakat sonra bir de hiç bir şey bilmeyen ölümlülerin</p>
<p style="text-align: justify;">Sallandıkları yol var, iki başlıların; çaresizlik yönetir çünkü</p>
<p style="text-align: justify;">Göğüslerindeki sallanan düşünüşü, sürüklenir giderler</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Hem dilsiz, hem körler şaşkınlar, karasız kişiler,</p>
<p style="text-align: justify;">Var olmakla olmamayı aynı şey sananlar hemde aynı şey değil,</p>
<p style="text-align: justify;">Onlarca geriye dönen her şeyin yoludur.</p>
<p style="text-align: justify;">Hakkından gelinmez hiç şu var olmayanın var olduğunu</p>
<p style="text-align: justify;">Sen bu araştırma yolundan uzak tut düşünceni,</p>
<p style="text-align: justify;">Çok denemiş alışkanlık bu yola itip durmasın seni</p>
<p style="text-align: justify;">Kullanma bakışsız gözü, uğuldayan kulağı</p>
<p style="text-align: justify;">Ve dili, logosla bağla karara çok kavgalı kanıtı</p>
<p style="text-align: justify;">Benim anlattığımı. Yalnız bir yolun anlatılışı</p>
<p style="text-align: justify;">Kalıyor daha o da varlığın; vardır bu yolda</p>
<p style="text-align: justify;">Pek çok işaret, çünkü doğmamış olduğundan yok olmazdır</p>
<p style="text-align: justify;">Yapısı bütündür, sarsılmaz ve hedefsizdir</p>
<p style="text-align: justify;">Ne bir kere var idi ne de olacaktı şimdi bir bütün var çünkü</p>
<p style="text-align: justify;">Bir olan toplu şey. Nasıl bir doğuş bulacaksın ona?</p>
<p style="text-align: justify;">Nasıl nereden yetişmiştir? Bırakmayacağım var olmayan</p>
<p style="text-align: justify;">Söz etmeye ne de düşünmeye seni; söylenemez düşünülmez</p>
<p style="text-align: justify;">Var olmadığı nasıl bir gereklik zorlamış olan onun</p>
<p style="text-align: justify;">Sonradan yahut önceden içten başlayarak doğmayan?</p>
<p style="text-align: justify;">Böylece ya büsbütün olması gerek yahut olmaması.</p>
<p style="text-align: justify;">Hem de var olmayandan bırakmaz inanma gücü</p>
<p style="text-align: justify;">Kendinden ayrı bir şeyin doğmasını.Bundan ötürü doğmayı</p>
<p style="text-align: justify;">Ne de ölmeyi Dike salıvermedi gevşeterek köstekledi,</p>
<p style="text-align: justify;">Aksine gelmekte. Bunların kararı şunda gizli:</p>
<p style="text-align: justify;">Vardır yahut var değil. Şimdi karar verildi, bu bir zorunluluk,</p>
<p style="text-align: justify;">Bir kıyıya atmaya düşünülemez söylenemez olan yolun hakikisi</p>
<p style="text-align: justify;">Bu değil çünkü ötekinin var ne gerçek olduğuna.</p>
<p style="text-align: justify;">Nasıl yok olabilir var olan öyleyse? Nasıl doğabilir?</p>
<p style="text-align: justify;">Doğruysa var değildir ilerde doğacaksa da öyle.</p>
<p style="text-align: justify;">Bölünmezdir de hep bir cins olduğunda;</p>
<p style="text-align: justify;">Burada biraz daha çokta değil bu onun engellerdi toplu olmaktan</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Burada biraz daha zaif de değil bütün doludur var olanla</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yüzden bütün topludur;</p>
<p style="text-align: justify;">Var olan var olanı bitişir zira fakat kımıldamaz koca varların sınırları içinde</p>
<p style="text-align: justify;">Başlamaz dinmez, çünkü doğma ve göçme</p>
<p style="text-align: justify;">Pek uzaklara atılmıştı, gerçek inanıştır onu süren.</p>
<p style="text-align: justify;">Aynı şey olarak aynı şey içinde kalarak kendi kendine yatar,</p>
<p style="text-align: justify;">Böylece sapasağlam yerinde durur; güçlü sorunluluk</p>
<p style="text-align: justify;">Sınırın bağlarında tutar, onu çepeçevre saran sınırın,</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü sonsuz olamaz var olan Tanrı kanunu gereğince;</p>
<p style="text-align: justify;">İhtiyaçsızdır çünkü her yandan muhtaç olurdu böyle olmazsa</p>
<p style="text-align: justify;">Aynı şeydir düşünmekle var olma düşüncesi</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü içinde söylenmiş olarak bulunduğu var olansız</p>
<p style="text-align: justify;">Bulamazsın düşünmeyi. Değildir ve olmayacaktır çünkü</p>
<p style="text-align: justify;">Başka şey var olanın dışında çünkü kader bağlamıştır</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün ve hareketsiz olmaya. Bu yüzden hepsi ad olacak</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanların koyduklarının, gerçek olduğuna inanarak:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8216;Meydana gelmek&#8217; de &#8216;Yok olmak &#8216; da var olmakta olmamakta,</p>
<p style="text-align: justify;">Yer değiştirmek ve parlayan rengi başkalaştırmakta</p>
<p style="text-align: justify;">Fakat son bir sınır olduğundan bütünlenmiştir</p>
<p style="text-align: justify;">Her yandan iyice tekerlek bir küre yığını gibi.</p>
<p style="text-align: justify;">Ortadan dışa her yanda bir ağırlıkta. Çünkü ne daha büyük</p>
<p style="text-align: justify;">Ne de daha zayıf olması zorunlu burada yahut orada.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var olmayan vardır çünkü bu onu durdururdu ulaşmaktan</p>
<p style="text-align: justify;">Bir cins olana ne de burada daha çok var olanın</p>
<p style="text-align: justify;">Burada daha az olabilmesi var olandan bütün dokunulmamış olduğundan</p>
<p style="text-align: justify;">Kendine her yandan eşit, aynı şekilde sınırlara dayanır.</p>
<p style="text-align: justify;">Burada senin için kesiyorum güvenilir sözü ve düşünceyi</p>
<p style="text-align: justify;">Doğrulukla ilgili. Öyle sanışlarının bundan sonra insanların</p>
<p style="text-align: justify;">Öğren, sözlerinin aldatıcı düzenini dinleyerek.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">İki şekli adlandırmakta karar kıldıran düşünceleri</p>
<p style="text-align: justify;">Bunlardan biri olmamalıydı, burada yanıldılar</p>
<p style="text-align: justify;">Karşıtlara böldüler şekli ve alametlerini ayırdılar</p>
<p style="text-align: justify;">Birbirlerinden, buraya alevin ait harlı ateşini</p>
<p style="text-align: justify;">Yumuşak, pek hafif, kendiyle her yanda bir olanı,</p>
<p style="text-align: justify;">Başkasıyla bir olmayanı koyarak; fakat öteki de kendi kendine</p>
<p style="text-align: justify;">Karşı yandaki ışıksız gece, koyu bir şekil ve ağır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu evren düzenini gerçeğe benzer şekilde her şeyiyle biliyorum  ben sana</p>
<p style="text-align: justify;">Hiç bir vakit ölümlülerin herhangi bir düşüncesi seni geçmesin diye</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün şeylerle ışık ve gece adı verildikte</p>
<p style="text-align: justify;">Ve kuvvetlerine göre olan şeylerle bunlar ve şunlar adlandırıldıktan</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün(evren)doludur aynı zamanda ışık ve görünmez gece ile</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Her  ikisi de eşit olan; yoktur çünkü ikisinden biri içinde olmayan</p>
<p style="text-align: justify;">Bileceksin şimdi aither varlığı ve aitherdeki bütün</p>
<p style="text-align: justify;">Yıldızları ve saf parlak güneş çırasının</p>
<p style="text-align: justify;">Kavurucu işlerine ve nerede meydana geldiklerine,</p>
<p style="text-align: justify;">Dönüp dolaşan işlerini de öğreneceksin tekerlek gözlü ayın</p>
<p style="text-align: justify;">Yaratılışını da, bileceksin çepeçevre kavrayan göğü de</p>
<p style="text-align: justify;">Nereden çıktığını ve nasıl onu götürüp bağladığını zorunluluğun</p>
<p style="text-align: justify;">Sınırlarının tutmaya yıldızların.</p>
<p style="text-align: justify;">(Söyleyeyim sana şimdi)Nasıl yeryüzü, güneş ve ay</p>
<p style="text-align: justify;">Ortaklaşa aither de, saman yolu da ve gök,</p>
<p style="text-align: justify;">En dışta bulunan, ve yıldızların sıcak gücü çabalıyordu</p>
<p style="text-align: justify;">Meydana gelmek için.</p>
<p style="text-align: justify;">En baştaki olarak Tanrıların Eros&#8217;u dönüşüp buldu&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">(Ay) Gece parlayan yeryüzü çevresinde dolaşan yabancı ışık&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Hep gözetleyen güneşin ışınlarını.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeryüzü&#8230; kökü suda.</p>
<p style="text-align: justify;">Nasılsa herkesteki karışımı öğelerin</p>
<p style="text-align: justify;">Öylece akıl insanların yanında durur; aynı şeydir</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü düşünen şey, öğelerin yaratılışı, insanlarda</p>
<p style="text-align: justify;"> Hepsinde ve her birinde:düşüncedir daha çoğu (ışığın yahut karanlığın)..</p>
<p style="text-align: justify;">Böylece meydana geldiler bunlar öyle sanışa göre ve vardırlar</p>
<p style="text-align: justify;">Ve ilerde bundan böyle büyüyerek sona erecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunlara ad taktıkları insanlar, bir işaret her birine.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> <strong>Derleyen: Walther KRANZ   </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> Çeviren: Suat Y. BAYDUR </strong></p>
<!-- Social Bookmarking Reloaded BEGIN --><div class="social_bookmark"><em>Bu yazıyı paylaş</em><br /><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;output=popup&amp;bkmk=http://www.atanjumusul.com/?p=4187&amp;title=Nesnelerin+Yarat%C4%B1l%C4%B1%C5%9F%C4%B1+%C3%9Czerine" title="Aggiungi 'Nesnelerin Yaratılışı Üzerine' a Google Bookmarks"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/google.png" title="Aggiungi 'Nesnelerin Yaratılışı Üzerine' a Google Bookmarks" alt="Aggiungi 'Nesnelerin Yaratılışı Üzerine' a Google Bookmarks" /></a><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="https://favorites.live.com/quickadd.aspx?url=http://www.atanjumusul.com/?p=4187&amp;title=Nesnelerin+Yarat%C4%B1l%C4%B1%C5%9F%C4%B1+%C3%9Czerine" title="Aggiungi 'Nesnelerin Yaratılışı Üzerine' a Live-MSN"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/live.png" title="Aggiungi 'Nesnelerin Yaratılışı Üzerine' a Live-MSN" alt="Aggiungi 'Nesnelerin Yaratılışı Üzerine' a Live-MSN" /></a><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.atanjumusul.com/?p=4187&amp;t=Nesnelerin+Yarat%C4%B1l%C4%B1%C5%9F%C4%B1+%C3%9Czerine" title="Aggiungi 'Nesnelerin Yaratılışı Üzerine' a FaceBook"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/facebook.png" title="Aggiungi 'Nesnelerin Yaratılışı Üzerine' a FaceBook" alt="Aggiungi 'Nesnelerin Yaratılışı Üzerine' a FaceBook" /></a><br /><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="http://www.myspace.com/Modules/PostTo/Pages/?t=Nesnelerin+Yarat%C4%B1l%C4%B1%C5%9F%C4%B1+%C3%9Czerine&amp;c=http://www.atanjumusul.com/?p=4187" title="Aggiungi 'Nesnelerin Yaratılışı Üzerine' a MySpace"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/myspace.png" title="Aggiungi 'Nesnelerin Yaratılışı Üzerine' a MySpace" alt="Aggiungi 'Nesnelerin Yaratılışı Üzerine' a MySpace" /></a><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="http://twitter.com/home?status=http://www.atanjumusul.com/?p=4187" title="Aggiungi 'Nesnelerin Yaratılışı Üzerine' a Twitter"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/twitter.png" title="Aggiungi 'Nesnelerin Yaratılışı Üzerine' a Twitter" alt="Aggiungi 'Nesnelerin Yaratılışı Üzerine' a Twitter" /></a></div>
<!-- Social Bookmarking Reloaded END -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atanjumusul.com/?feed=rss2&amp;p=4187</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kişilik Dersi</title>
		<link>http://www.atanjumusul.com/?p=4180</link>
		<comments>http://www.atanjumusul.com/?p=4180#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Sep 2010 20:07:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>atanjumusul</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atanjumusul.com/?p=4180</guid>
		<description><![CDATA[KİŞİLİK DERSİ:
Sınıf, Öğrencilerin gürültü padırdısıyla sallanırken sert görünümlü hoca kapıda beliriyor. İçeriye kızgın bir bakış atıp kürsüye geçiyor. Tebeşirle tahtaya kocaman bir (1) rakamı çiziyor. Bakın diyor. Bu kişiliktir. Hayatta sahip olacağınız en değerli şey..Sonra (1) &#8216;in yanına (0) koyuyor; Bu başarıdır. Başarılı bir kişilik (1)&#8217;i (10) yapar. Bir (0) daha&#8230;Bu tecrübedir. (10) iken (100) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>KİŞİLİK DERSİ:</strong></p>
<p><a href="http://www.atanjumusul.com/wp-content/uploads/2010/09/doktorpu7.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-4183" title="doktorpu7" src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/uploads/2010/09/doktorpu7-150x150.jpg" alt="doktorpu7" width="150" height="150" /></a>Sınıf, Öğrencilerin gürültü padırdısıyla sallanırken sert görünümlü hoca kapıda beliriyor. İçeriye kızgın bir bakış atıp kürsüye geçiyor. Tebeşirle tahtaya kocaman bir (1) rakamı çiziyor. Bakın diyor. Bu kişiliktir. Hayatta sahip olacağınız en değerli şey..Sonra (1) &#8216;in yanına (0) koyuyor; Bu başarıdır. Başarılı bir kişilik (1)&#8217;i (10) yapar. Bir (0) daha&#8230;Bu tecrübedir. (10) iken (100) olursunuz. Sıfırlar böyle uzayıp gidiyor.Yetenek&#8230;disiplin..sevgi&#8230;Eklenen her yeni (0)&#8217;ın kişiliği 10 kat zenginleştirdiğini anlatıyor hoca&#8230;Sonra eline silgiyi alıp en baştaki (1)&#8217;i siliyor. Geriye bir sürü sıfır kalıyor.<br />
Ve Hoca yorumunu yapıyor:<br />
-Kişiliğiniz yoksa, öbürleri hiçtir..</p>
<!-- Social Bookmarking Reloaded BEGIN --><div class="social_bookmark"><em>Bu yazıyı paylaş</em><br /><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;output=popup&amp;bkmk=http://www.atanjumusul.com/?p=4180&amp;title=Ki%C5%9Filik+Dersi" title="Aggiungi 'Kişilik Dersi' a Google Bookmarks"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/google.png" title="Aggiungi 'Kişilik Dersi' a Google Bookmarks" alt="Aggiungi 'Kişilik Dersi' a Google Bookmarks" /></a><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="https://favorites.live.com/quickadd.aspx?url=http://www.atanjumusul.com/?p=4180&amp;title=Ki%C5%9Filik+Dersi" title="Aggiungi 'Kişilik Dersi' a Live-MSN"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/live.png" title="Aggiungi 'Kişilik Dersi' a Live-MSN" alt="Aggiungi 'Kişilik Dersi' a Live-MSN" /></a><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.atanjumusul.com/?p=4180&amp;t=Ki%C5%9Filik+Dersi" title="Aggiungi 'Kişilik Dersi' a FaceBook"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/facebook.png" title="Aggiungi 'Kişilik Dersi' a FaceBook" alt="Aggiungi 'Kişilik Dersi' a FaceBook" /></a><br /><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="http://www.myspace.com/Modules/PostTo/Pages/?t=Ki%C5%9Filik+Dersi&amp;c=http://www.atanjumusul.com/?p=4180" title="Aggiungi 'Kişilik Dersi' a MySpace"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/myspace.png" title="Aggiungi 'Kişilik Dersi' a MySpace" alt="Aggiungi 'Kişilik Dersi' a MySpace" /></a><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="http://twitter.com/home?status=http://www.atanjumusul.com/?p=4180" title="Aggiungi 'Kişilik Dersi' a Twitter"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/twitter.png" title="Aggiungi 'Kişilik Dersi' a Twitter" alt="Aggiungi 'Kişilik Dersi' a Twitter" /></a></div>
<!-- Social Bookmarking Reloaded END -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atanjumusul.com/?feed=rss2&amp;p=4180</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Davranışçı Yaklaşım</title>
		<link>http://www.atanjumusul.com/?p=4173</link>
		<comments>http://www.atanjumusul.com/?p=4173#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Aug 2010 22:03:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>atanjumusul</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Davranışçı Yaklaşım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atanjumusul.com/?p=4173</guid>
		<description><![CDATA[Zihnin ne olduğu ya da ne için olduğu tartışmalarına tepki olarak doğmuştur.
Davranışçılığa göre psikoloji, zihin yerine organizmanın doğrudan gözlemlenebilen ve ölçülebilen davranışlarını incelemelidir. Çünkü, davranışçı ekol psikolojiyi, uyarıcı davranış (U &#8211; D) ilişkisi çerçevesinde ele alır. Buna göre, insanın içinde yaşadığı koşullar davranışlarını belirler.
Davranışçı psikologlar zihni inceleyen iç gözlemi reddederler.
Temsilcileri I. Pavlov, J. Watson ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Zihnin ne olduğu ya da ne için olduğu tartışmalarına tepki olarak doğmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Davranışçılığa göre psikoloji, zihin yerine organizmanın doğrudan gözlemlenebilen ve ölçülebilen davranışlarını incelemelidir. Çünkü, davranışçı ekol psikolojiyi, uyarıcı davranış (U &#8211; D) ilişkisi çerçevesinde ele alır. Buna göre, insanın içinde yaşadığı koşullar davranışlarını belirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Davranışçı psikologlar zihni inceleyen iç gözlemi reddederler.</p>
<p style="text-align: justify;">Temsilcileri I. Pavlov, J. Watson ve B.F. Skinner dir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Ek Bilgi:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">İnsan zihninin işleyiş biçimini incelemek ilk başlarda psikolojinin temel konusu olarak kabul edilmiştir .başlangıçta felsefenin yoğun etkisi altında olan psikoloji bireyin düşünme ve anlama yetenekleri üzerinde çalışmayı ön plana almıştır .içebakış yöntemini kullanan o devrin psikologları düşüncenin yapısını anlamaya çalışıyordu .psikologların çoğunun felsefe eğitimi almış olması ve psikolojik araştırma becerilerinin olması içe bakış yönteminin düzensiz bir şekilde kullanılmasına yol açtı.<br />
Araştırmalarda elde edilen güvenilir olmaktan uzak ve ne anlama geldiği belirsiz veriler psikologlar arasında ciddiye alınmaya başlandı. Bu yüzden Amerikalı psikolog James b. Watson 1920’lerde zihinde olup biten düşünce ve duygularla hiç ilgilenmeden bireyin gözlenebilen davranışlarını incelemeyi amaçlayan davranışsal yaklaşımı önerdi.<br />
Davranışsal yaklaşım,bireyin gözlenebilen ve dolayısıyla, ölçülebilen davranışlarını incelemeyi psikolojinin tek bilimsel yöntemi olarak savunur. Bu görüşe göre içebakış düşünce ve duygu gibi, deneğin kendisinden başka kimsenin gözlemesine olanak vermeyen bir olgu içerdiğinden özneldi. Davranışsal yöntem ise herkesin gözleyebildiği bir olgu içerdiğinden nesneldi. Bilimsel yöntemin nesnelliği fizik, kimya, biyoloji gibi diğer bilim dallarında oldukça yerleşmiş bir özellik olduğundan davranışsal yöntemin nesnel olma özelliği onun bilimsel yöntemle eş anlamlı imiş gibi algılanmasına yol açtı.</p>
<p style="text-align: justify;">Davranışsal yaklaşım (U-D) psikolojisi olarak da bilinir. Uyarıcının cinsi, şiddeti ve tekrarı ile davranışın türü, kuvveti ve frekansı arasındaki ilişkiyi inceler. Ayrıca, davranışı pekiştiren ödüllendirme koşullarını da ele alır. Harvard Üniversitesi profesörlerinden B.F Skinner, bu konudaki çalışmasıyla ün yapmıştır. Uyarıcı –davranış psikolojisi organizmanın içinde olup biten biyolojik veya bilişsel süreçlerle ilgilenmesi amacı çevredeki uyarıcı koşullarla ortaya çıkan davranış arasındaki ilişkiyi incelemektir. Organizmanın içindeki süreçlerle ilgilenmediği için bu yaklaşıma “boş organizma” yöntemi adını verenler de olmuştur. Öğrenme süreci, çevredeki ödüllendirme koşullarıyla açıklanır. U-D yaklaşımı gazete haberi olarak verilen Mehmetşah Demirtaş’ın karısını ve iki çocuğunu öldürmesini, onun içinde yaşadığı çevrenin ödüllendirme koşullarında arar. Mehmetşah belirli bir toplumda yetişmiş ve belirli ödüllendirmelerle koşullandırılmıştır. Karısını ve çocuklarını öldürmek onun içinde bulunduğu koşullar yönünden en ödüllendirici davranıştır. Cezaevindeki dedikodu Mehmetşah’a karısının ne yaptığını bildiren kişi veya kişilerin gözünde küçük düşmek bir erkek olarak yaşamının sonuna kadar namusu lekeli olarak onursuzca yaşamak seçeneklerinin yanında karısını öldürerek namusunu temizlemek Mehmetşah Demirtaş’ın içinde bulunduğu koşullar içinde en ödüllendirici öğrenilmiş davranışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Basitleştirerek özetlemeye çalıştığımız U-D psikolojisi, psikoloji biliminin gelişiminde önemli bir basamağı oluşturur. Bir bilim olarak üniversitelerde ve sosyal yaşamda psikolojinin yaygın olduğu Amerika Birleşik Devletleri’nde U-D yaklaşımı 1930-1960 yılları arasında en belirgin yaklaşım olmuş ve birçok araştırmanın temelini oluşturmuştur. Daha sonraki yıllarda ise Avrupa’da daha kuramsal ve bilişsel süreçlere ağırlık veren psikolojik yaklaşımların gelişmesiyle, etkisi zayıflamıştır. Günümüzde psikologlar bilişsel süreçleri hesaba katmadan yalnızca nesnel çevre koşullarıyla U-D yaklaşımı içinde, bireyin davranışlarının açıklamanın olanaksız olduğunu düşünürler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yöntemin insana uygulanması bilinç sorununu yeniden ortaya çıkarmayacak mıydı? Bilinci bir yana olanaklı mıydı? Davranışçı devrim denen şeyin yaratıcısı A.B.D’li Watson’un ilkin hayvan ruhbilimiyle uğraşmış olması bu bakımdan ilginçtir. Watson’a göre ruhbilim insanların nesnel olarak gözlenebilir davranışlarının incelenmesidir ve davranış kavramı da U-Y (uyarı-yanıt) çifti kavramına indirgenmektedir. Ne tür olursa olsun bir davranış belli bir anda çevreden gelen uyarılar topluluğu olan U’ ya gösterilen tepkiler (kaslara ya da salgı bezlerine ilişkin) topluluğundan, yani Y’ tan başka şey değildir. Düşünce bile dilsel “davranıştan” belirtik ya da örtük “gırtlak-dudak” tepkilerinden başka bir şey değildir. U ve Y, öznenin dışındaki gözlemleyici tarafından saptanabilir ve burada içebakış hiçbir zaman işe karışmaz; ruhbilimcinin görevi de davranışın genel yasalarını saptamak, uyarılar bilinince tepkileri önceden kestirmek ve tepkilerden, bunları doğuran uyarılara yönelmektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Davranışçılığın başarısı sıkı bir olguculuk yani nesnel olarak gözlenebilen olgulardan ve bunların yasalarından başka şeyi göz önünde tutmayan bir yöntem olarak ortaya çıkmasından ileri gelir. Ama davranışçılık her davranışın eninde sonunda koşullu reflekse indirgenebileceğini yani ruhsal olanın, organik olanın bir üst yapısından başka şey olmadığını ileri sürerek, metafiziksel hava taşıyan bir kurama düşmekten kaçınamamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Uyarı- yanıt:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Watson’ un göz önünde tuttuğu dar anlamda davranış kavramı bilince başvurmayı bir yana bırakır. Bu görüş açısına göre bilinç çok öznel olduğu için bilimsel inceleme konusu edilemez. Bir insanın ya da herhangi bir canlının davranışı her zaman uyarı ve yanıt terimleri içinde dile getirilebilir. Uyarı terimi dış ortamda (ışık ya da ses dalgaları; koku duyusunu etkileyen parçacıklar; şoklar; asitlerin ve elektrik akımlarının etkileri vb.) ya da iç ortamdan (kasların hareketi ve salgı bezlerinin salgıları) gelen bütün uyarmaları belirtir. Yanıt da çeşitli kasların yaptığı hareketlerin, uyarı etkisiyle kendini gösteren her çeşit salgıyı dile getiren bir terimdir. Uyarı- yanıt ilişkisi rasgele bir ilişki değildir ve bir uyarılmanın gerçekleşmesine yöneliktir. Davranış ruhbiliminin amacı belli bir uyarılar topluluğu ile bunlara verilen yanıtlar arasındaki değişmez ilişkilerin saptanması ve bu terimlerden biri bilinince öbürünün önceden kestirilmesi ya da ortaya çıkarılmasıdır. Watson psikanalizdeki içe bastırma gibi uzun vadeli yanıtları ve uyarı ile yanıt arasında yer alan sinirsel süreçleri bir yana bırakmıştır. Ona göre yanıtın (Y), durumun (D) bir işlevi ( İ) olduğu Y= İ(D) söylenebilir. Yani yanıt belirli bir biçimde gösterilen bir tepkidir.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsan kahvaltı eder bisiklete biner konuşur utanır güler ve ağlar .tüm bunlar davranış biçimleridir ;bir organizmanın gözlenebilir gözlene bilir etkinlikleridir .davranışçı yaklaşım sayesinde bir psikolog içsel fonksiyonlarını yerine davranışlarına bakar inceleyebilir. Davranışın psikolojininsek inceleme konusu olduğu yolundaki görüş bu yüzyılın başında Amerikalı psikolog John B. Watson tarafından ortaya atılmıştır. Bu tarihten önce psikoloji zihinsel deneyimleri incelenmesi olarak tanımlanıyor ve psikolojiyle ilgi veriler geniş oranda içe bakış biçimindeki kişisel gözlemlerden oluşuyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">İçe bakış kişinin kendi algı ve duygularını dikkatlice inceleyip kaydetmesi anlamına gelmektedir. İçebakış bir uyaranın (örneğin ,çakan bir ışık)yol açtığı anlık duygusal izlenimlerin kaydedilmesinden duygusal deneyimlerin (örneğin, psikoterapi sırasında) uzun süreli araştırılmasına uzanan geniş bir yelpazeye sahiptir. Tanımlanan bu iki tür içebakış her ne kadar bir birine benzemiyor gibi görünse de bunları diğer bilimsel alanlardaki gözlemlerden ayıran özel bir ortak nitelikleri vardır. Doğal bilimlerle ilgili bir gözlemi nitelikli herhangi bir bilim adamı tekrarlaya bilirken içebakış yöntemiyle elde eden bir gözlemi yalnızca bir gözlemci bildirebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Watson içebakışın gereksiz bir yaklaşım olduğunu düşünüyordu. Ona göre psikoloji bir bilim olacaksa verilerinin gözlemlenebilir ve ölçülebilir olması gerekiyordu. İçebakış yöntemiyle kişinin algı ve duygularını yalnızca kendi gözlemleye bilir oysa bir kimsenin davranışları başkalarınca gözlemlenebilmektedir. Watson psikolojinin yalnızca insanlarının ne yaptıklarını davranışlarını inceleyerek nesnel bir haline getirilmesinin mümkün olabileceği görüşü savunmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Watson’un konumu sonradan davranışçılık adını aldı;davranışçılık 20.yy’ın ilkyarısında psikolojinin yönüne belirlemiştir,ondan doğan uyaran davranım psikolojiside özellikle Harvat psikologlarından B.F.Skiner’in çalışmaları sayesinde etkisini hala sürdürmektedir. Uyaran davranan psikoloji(ya da kısaca S-R psikolojisi ) davranışsal karşılıkları açığa çıkaran uyaranların bu karşılıklara neden olan ödül ve cezalar ile ödül ve ceza örüntülerini değiştirilmesi ile elde edilen davranış değişiklerini inceler.</p>
<p style="text-align: justify;">S-R psikolojisi organizma içerisinde ola gelenleri dikkate almaz. Bu nedenle kimi zaman S-R psikolojisine kara kutu yaklaşma adı verilmiştir. Kutunun içindeki sinir sisteminin etkinlikleri yok sayılır ya da göz ardı edilir. S-R psikologları psikoloji bilimin kutunun içinde neler olduğunu merak etmeksizin doğrudan kutunun içine girenlerle oradan çıkanlarla tem ellendirebileceğini savunurlar. Böylece öğrenilmiş davranışın nasıl değiştiği gözlemlenerek –örneğin hangi ödül ve ceza örüntülerinin en az hata ile en hızlı öğrenmeyi sağladığına bakılarak bir öğrenme kuramı geliştirilebilir. Yararlı olması için kuramın öğrenmenin sinir sisteminde oluşturduğu değişikleri belirlemesine gerek yoktur. Bilimde ve mühendislikte mekanik sistemlerin böyle bir yaklaşımla incelenmesine girdi çıktı analizi adı verilmektedir. Tam bir S-R yaklaşımında bireyin bilinçli deneyimleri dikkate alınmaz. Bilinçli deneyimler yalnızca bunu yaşayan kişinin farkında olduğu olaylardır. Zorlu bir problemi çözdünüz sırada zihninizden geçen düşüncelerin farkında olabilirsiniz. Öfke korku ya da heyecanın nasıl bir duygu olduğunu bilirsiniz. Bir gözlemci eylemlerinizden hangi duyguları yaşamakta olduğumuzu çıkarabilir. Ancak bilinçlilik süreci duygunun o anda farkında olma yalnızca size aittir. Bir psikolog kişinin bilinç deneyimleri hakkında söylediklerini kaydede dilebilir ve bu nesnel bilgiden yola çıkarak kişinin zihinsel etkinlikleri hakkında çıkarsamalarda bulunabilir. Ama S-R psikologları genellikle uyaran ve davranım arasında gerçekleşen zihinsel süreçleri inceleme yoluna gitmezler.</p>
<p style="text-align: justify;">Günümüzde pek az psikolog kendisini katı bir davranışçı olarak tanımlayacaktır. Yine de psikolojide bir çok çağdaş gelişmenin kaynağını davranışçıların çalışmaları oluşturmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>NÖROLOJİ</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Her davranışın temelinde son derece karmaşık sinirsel süreçler yer alır. Beyinde oluşan sinirsel süreçler belirli bir düzen izleyerek kaslara geçer ve gözlene bilen davranışlar halinde dışa yansır. İnsan beyni 13 milyarı aşkın sinir sistemi hücresi ve bağlantılardan oluşur. Bu karmaşık düzenin nasıl çalıştığını ayrıntılarıyla bilebilmek yoğun araştırma gerektirir.<br />
Normal insan beyni üzerine deneysel araştırma yapmak,okuyucunun kolayca tahmin edebileceği nedenlerden dolayı, ahlaki ve yasal yönlerden mümkün değildir. Bu yüzden beynin işleyişiyle ilgili bilgilerimiz, hayvanlar üzerinde yapılan deneysel araştırma bulgularına olduğu kadar, trafik kazalarından sonra yapılan beyin ameliyatlarından yapılan gözlemlere dayanır. Örneğin ,trafik kazası sonucu beynin belirli bölgesi yaralanmış kişinin hatırlamayla ilgili sorunları , bellekle beyin bölgesi arsında ilişki olduğunu düşündürür .<br />
Hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalar, beynin işleyişiyle bireyin davranışı ve yaşantısı arasında bir ilişki olduğunu kanıtlamıştır. Örneğin, beyne yerleştirilen elektrotların uyarılmasıyla hayvanlarda ,kızgınlık ve korku belirten davranışlar ortaya çıkmıştır. Aynı biçimde insan beyninin belirli bölgelerinin elektrikle uyarılmasıyla hoş ve hoş olmayan izlenimlerin ortaya çıktığı gözlenmiştir .beyin ameliyatı süresince beynin belirli bölgelerinin elektrikle uyarılması geçmişteki olayların son derece ayrıntılı ve açık bir biçimde hatırlanmasına yol açmıştır.bu yaklaşımı uygulayan bir psikolog, girişte gazete haberi olarak verdiğimiz davranış nörobiyojik süreçler çerçevesi içinde incelediği zaman Mehmetşah Demirtaş davranışını beyin değişik bölgelerinin işleviyle açıklamaya çalışır. İlerde daha ayrıntılı olarak tartışacağımız gibi beynin değişik bölgelerinin işleviyle açıklamaya çalışır. İlerde daha ayrıntılı olarak tartışacağımız gibi ,beynin değişik bölgelerinin işlevleriyle açıklamaya çalışır. İlerde daha ayrıntılı olarak tartışacağımız gibi, beynin değişik bölgeleri birbirinden farklı işlevler görürler. Bu işlevlerden biri beyin kabuğuyla ilgilidir. Korteks olarak adlandırılan beyin kabuğu, çoğu kere saldırgan eğilimlerin sınırlama ve ket vurma gibi bir işlev görür. Beyin kabuğu, entelektüel faaliyet içinde bulunan eğitilmiş kişilerde daha çok gelişir ve bu nedenle, yüksek eğitim görmüş kişilerde saldırgan davranış daha azdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Davranışı nörobiyolojik süreçlerle açıklayanlar, kişinin salgı bezlerinin çalışmasını, kanın kimyasal yapısını ve bireyin beslenme düzeyinin de açıklamalarına temel etken olarak alırlar. Bu şekilde düşünen psikologlara göre çevrede olan değişiklikler, örneğin havanın basıncındaki, ısısındaki, veya nemindeki değişiklikler, vücuttaki nörokimyasal değişiklikler kendini gösterir. Bizim bahar yorgunluğu dediğimiz ruh halinin altında iklimle ilgili faktörler yatar.<br />
İnsan beyninin son derece karmaşık bir işleyiş düzeni olması ve araştırmaların deneysel olarak yapılamaması, davranışın nörobiyolojik temeller üzerindeki bilgimizin oldukça sınırlı kalmasına yol açar. Buna karşılık bireyin davranışını, davranışın içinde oluştuğu çevre koşullarıyla açıklamaya çalışan psikologlar davranışsal yaklaşım geliştirirler. Böylece deneysel yöntemin rahatlıkla kullanılabileceği bir yaklaşım olanağı doğar.</p>
<p style="text-align: justify;">donuşumkonagı.net</p>
<!-- Social Bookmarking Reloaded BEGIN --><div class="social_bookmark"><em>Bu yazıyı paylaş</em><br /><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;output=popup&amp;bkmk=http://www.atanjumusul.com/?p=4173&amp;title=Davran%C4%B1%C5%9F%C3%A7%C4%B1+Yakla%C5%9F%C4%B1m" title="Aggiungi 'Davranışçı Yaklaşım' a Google Bookmarks"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/google.png" title="Aggiungi 'Davranışçı Yaklaşım' a Google Bookmarks" alt="Aggiungi 'Davranışçı Yaklaşım' a Google Bookmarks" /></a><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="https://favorites.live.com/quickadd.aspx?url=http://www.atanjumusul.com/?p=4173&amp;title=Davran%C4%B1%C5%9F%C3%A7%C4%B1+Yakla%C5%9F%C4%B1m" title="Aggiungi 'Davranışçı Yaklaşım' a Live-MSN"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/live.png" title="Aggiungi 'Davranışçı Yaklaşım' a Live-MSN" alt="Aggiungi 'Davranışçı Yaklaşım' a Live-MSN" /></a><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.atanjumusul.com/?p=4173&amp;t=Davran%C4%B1%C5%9F%C3%A7%C4%B1+Yakla%C5%9F%C4%B1m" title="Aggiungi 'Davranışçı Yaklaşım' a FaceBook"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/facebook.png" title="Aggiungi 'Davranışçı Yaklaşım' a FaceBook" alt="Aggiungi 'Davranışçı Yaklaşım' a FaceBook" /></a><br /><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="http://www.myspace.com/Modules/PostTo/Pages/?t=Davran%C4%B1%C5%9F%C3%A7%C4%B1+Yakla%C5%9F%C4%B1m&amp;c=http://www.atanjumusul.com/?p=4173" title="Aggiungi 'Davranışçı Yaklaşım' a MySpace"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/myspace.png" title="Aggiungi 'Davranışçı Yaklaşım' a MySpace" alt="Aggiungi 'Davranışçı Yaklaşım' a MySpace" /></a><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="http://twitter.com/home?status=http://www.atanjumusul.com/?p=4173" title="Aggiungi 'Davranışçı Yaklaşım' a Twitter"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/twitter.png" title="Aggiungi 'Davranışçı Yaklaşım' a Twitter" alt="Aggiungi 'Davranışçı Yaklaşım' a Twitter" /></a></div>
<!-- Social Bookmarking Reloaded END -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atanjumusul.com/?feed=rss2&amp;p=4173</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bilişsel Yaklaşım</title>
		<link>http://www.atanjumusul.com/?p=4166</link>
		<comments>http://www.atanjumusul.com/?p=4166#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Aug 2010 21:51:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>atanjumusul</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Bilişsel Yaklaşım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atanjumusul.com/?p=4166</guid>
		<description><![CDATA[Biliş, insanın dünyayı tanımaya ve anlamaya yönelik zihinsel etkinlikleridir.
Bilişsel yaklaşıma göre insan diğer canlılardan farklı olarak dikkat, algı, düşünme gibi zihinsel süreçlerle etkin bir canlı olarak çevresini anlar ve yorumlar. O halde davranışları biçimlendiren bilişsel süreçlerdir. Bilişsel süreçler insanın gelişim aşamalarına göre sırayla ortaya çıkar.
İnsanı gelişmiş bir bilgisayar sistemi olarak gören bu yaklaşım, insan zihninin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Biliş, insanın dünyayı tanımaya ve anlamaya yönelik zihinsel etkinlikleridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilişsel yaklaşıma göre insan diğer canlılardan farklı olarak dikkat, algı, düşünme gibi zihinsel süreçlerle etkin bir canlı olarak çevresini anlar ve yorumlar. O halde davranışları biçimlendiren bilişsel süreçlerdir. Bilişsel süreçler insanın gelişim aşamalarına göre sırayla ortaya çıkar.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanı gelişmiş bir bilgisayar sistemi olarak gören bu yaklaşım, insan zihninin bilgi edinmek, bilgiyi işlemek ve depolamak gibi işlemler yaptığı görüşündedir. Bilişsel yaklaşım, kendine özgü eğitim anlayışları da geliştirmiş, öğrenmenin gerçekleşmesi için gelişim aşamalarının tamamlanması gereğini vurgulamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Temsilcisi J. Piaget dır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Ek Bilgi:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bilim ve biliş (cognition) olguları hep insanın ilgisini çekmiş, değişik yaklaşımların konusu olmuştur.<br />
Bilgi edinme ve bilinçli duruma gelme sürecinin öğrenme, davranış üzerindeki etkileri psikolojinin konusunu oluşturur.<br />
Çağdaş biliş anlayışında iki yaklaşım göze çarpar. Bunlardan biri Bilgi işlemi yaklaşımdır. Bunda düşünceyi ve usavurma (akıl yürütme) süreçlerini açıklamak amaçtır. Bu yaklaşım insan zihnini çeşitli programlara göre bilgi edinmek, bilgiyi işlemek, depolamak ve kullanmak üzere tasarlanmış gelişkin bir bilgisayar sistemi olarak ele alır.<br />
Diğer yaklaşım Jean Piaget’nin çalışmalarına dayanan yaklaşımdır. Gelişme psikolojisi alanındaki çalışmaları ile tanınan Piaget, çocuğun yetişkinliğe değin bir dizi zihinsel gelişim evrelerinden geçtiğini savunmuştur. Piaget, çocukta dört gelişim evresi saptamıştır. Piaget’nin gelişme ile ilgili görüşleri eğitim anlayışında değişiklikler getirmiştir.<br />
Belli kavramların özümlenebilmesi için zihinsel gelişmede belli aşamaların tamamlanmış olmasının gereği anlaşılmıştır. Öğretmenin görevi çocuğa yanlızca bilgi aktarmak değil, ona dünyayı keşvetmesinde rehberlik etmektir.</p>
<p style="text-align: justify;">ABD’li psikolog ve eğitimci Jerame S. Bruner, küçük çocuklarda algı, öğrenme, bellek gibi biliş biçimleri konularındaki çalışmaları ile eğitim anlayışında etkili olmuştur. Çalışmaları, ders proğramlarının yeniden düzenlenmesini sağlamıştır. Bruner’e göre; bütün çocuklarda doğal bir merak ve değişik konulara ilgi vardır. Hangi gelişim amacında olursa olsun her çocuğa uygun biçimde verilmesi koşuluyla her konuyu öğretmek mümkündür</p>
<p style="text-align: justify;">donuşumkonagı.net</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Ek Bilgi:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bilim ve biliş (cognition) olguları hep insanın ilgisini çekmiş, değişik yaklaşımların konusu olmuştur. Bilgi edinme ve bilinçli duruma gelme sürecinin öğrenme, davranış üzerindeki etkileri psikolojinin konusunu oluşturur. Çağdaş biliş anlayışında iki yaklaşım göze çarpar. Bunlardan biri Bilgi işlemi yaklaşımdır. Bunda düşünceyi ve usavurma (akıl yürütme) süreçlerini açıklamak amaçtır. Bu yaklaşım insan zihnini çeşitli programlara göre bilgi edinmek, bilgiyi işlemek, depolamak ve kullanmak üzere tasarlanmış gelişkin bir bilgisayar sistemi olarak ele alır. Diğer yaklaşım Jean Piaget&#8217;nin çalışmalarına dayanan yaklaşımdır. Gelişme psikolojisi alanındaki çalışmaları ile tanınan Piaget, çocuğun yetişkinliğe değin bir dizi zihinsel gelişim evrelerinden geçtiğini savunmuştur. Piaget, çocukta dört gelişim evresi saptamıştır. Piaget&#8217;nin gelişme ile ilgili görüşleri eğitim anlayışında değişiklikler getirmiştir. Belli kavramların özümlenebilmesi için zihinsel gelişmede belli aşamaların tamamlanmış olmasının gereği anlaşılmıştır. Öğretmenin görevi çocuğa yalnızca bilgi aktarmak değil, ona dünyayı keşfetmesinde rehberlik etmektir. ABD&#8217;li psikolog ve eğitimci Jerame S. Bruner, küçük çocuklarda algı, öğrenme, bellek gibi biliş biçimleri konularındaki çalışmaları ile eğitim anlayışında etkili olmuştur. Çalışmaları, ders programlarının yeniden düzenlenmesini sağlamıştır. Bruner&#8217;e göre; bütün çocuklarda doğal bir merak ve değişik konulara ilgi vardır. Hangi gelişim amacında olursa olsun her çocuğa uygun biçimde verilmesi koşuluyla her konuyu öğretmek mümkündür.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>BELLEK</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Çoğu insana göre bellek, tıpkı bir kitaplık gibi bilgilerin raflarına düzenli olarak yerleştirilip saklandığı bir yapıdır. Ancak, gerçekler ve olaylarla ilgili anılarımız zamanla daha zor anımsanır duruma gelir. Bunun yanı sıra geçmiş deneyimlerle ilgili anılarımız da, içinde bulunduğumuz ruh haline ve duygusal durumumuza göre renk değiştirebilir. Çağdaş araştırmacılarsa belleği, edilgen bir depo değil, kendine özgü süreçleri olan yapılar sistemi olarak değerlendiriyorlar.<br />
Anımsamaya çalıştığımız bir şeyi anımsamakta zorlandığımızda ya da anımsayamadığımızda, sık sık şuna benzer bir tümce kullanırız: &#8220;Ben zaten oldum olası adları aklımda tutamam ki&#8230;&#8221; Çoğumuza göre bellek, tıpkı bir kitaplık gibi, bilgilerin raflarına düzenli olarak yerleştirildiği bir yapıdır. Yeri konusunda elde yeterli ipucu bulunursa anılarımız kolaylıkla anımsanabilir. Çoğu insan, öyle ya da böyle, belleğin, yaşadığımız şeylerin birer kopyasını sakladığını düşünür. Bu görüşü, belleğin &#8220;kopya kuramı&#8221; olarak adlandırabiliriz. Anımsamaya çalışıp da bir türlü anımsayamadığımız o ad, aslında bilişsel sistemimizin bir yerlerinde kayıtlıdır. Yapmamız gereken şey, onu anımsamaya çalışmaktır. Kopya kuramı, günümüzde geçerliliğini yitirmiş bir kuram. Anılarımız gerçekten bilişsel sistemimizin bir yerlerinde bu şekilde depolanmış mıdır?<br />
Modern araştırmacılara göre bellek, pasif bir depo değil; sözgelimi, kimi zaman gelen bilgileri var olan şemalara uydurarak kaydeden, kimi zaman da şemalarını gelen uyarılara göre değiştiren kendine özgü süreçleri olan bir sistemler bütünüdür. Farklı özellikteki anılar, bellekte farklı biçimlerde düzenlenir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kara Kutu</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Filozoflar bellek konusunda en az 2000 yıldır görüşler ileri sürüyorlar. Bellek konusundaki bilimsel araştırmaların yapılmasınaysa, günümüzden 100 yıl kadar önce başlanmıştır. Algı çalışmalarında kullanılan yöntemleri, daha üst düzeydeki zihinsel etkinlikler, özellikle de insan belleğinin araştırılmasında kulanmaya karar veren Hermann Ebbinghaus, bellek üzerinde çalışan ilk bilim adamı olmuş. Günlük yaşamda belleğin kullanıldığı durumların karmaşıklığı ve zenginliğiyle uğraşmak yerine Ebbinghaus, bellek araştırmalarında kullanmak üzere özel materyaller geliştirmiş. Öğrenme ve hatırlama ile ilgili kontrollü deneylerde kendisini denek olarak kullanarak öğrenme ve unutma mekanizmalarını araştırmaya başlamış. Onun çalışmalarının önemi, deneysel yöntemin, insanlarda öğrenme ve bellek gibi karmaşık kabul edilen konuların araştırılmasında kullanılabileceğini göstermiş olmasıdır. Basite indirgenmiş ve kontrollü koşullar altında, karmaşık zihinsel olaylar üzerinde çalışabileceği düşüncesi, günümüzde de geçerliliğini koruyor. Duyulardan gelen bilgilerin nasıl işlendiğini, ne gibi değişikliklerden geçtiğini, nasıl depolanıp nasıl elden geçirildiğini ve nasıl kullanıldığını inceleyen bilişsel psikolojinin önemli konularından biri de bellektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kuramlar ve Modeller</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kuramları ve modelleri, herhangi bir konunun bilinen yönlerinin özeti olarak düşünebiliriz. Ayrıca bunlar, eldeki verilerin açıklanabileceği bir bakış açısı ortaya koyar ve bir olayın açıklanamayan yönlerinin açıklanması için de yol gösterir. Bir bakıma bunları haritalara da benzetebiliriz: Şöyle ki, haritalar da, modeller ve kuramlar da, açıklamaya çalıştıkları olayın tam bir kopyası değildir. Bunlar yalnızca belli bir amaca hizmet eder. Örneğin, Londra metrosunun haritası, Londra&#8217;da metroyla gezmeniz için iyi bir araçtır. Ancak, metro haritasındaki bilgileri kullanarak otobüsle Londra&#8217;yı gezmek isterseniz, bu harita sizi yanıltır. Nasıl ki Londra&#8217;nın farklı amaçlar için hazırlanmış farklı haritaları bulunuyorsa, bellek konusunda da bellek sisteminin farklı yönlerini ele alan farklı kuramlar bulunuyor. Sözgelimi, uzun süreli deponun nörokimyasal temelini başarıyla açıklayan bir kuram, belleğin psikolojik özelliklerini açıklamakta yetersiz kalabilir. Bilişsel psikolojide, kuramlar ve modeller önemlidir. Bu alandaki bilim adamlarının çoğu, ya yeni modeller, ya da var olan modellerin öne sürdüğü görüşler üzerinde çalışır. Bu modeller, açıklamaya çalıştıkları yapının ya da süreçlerin tüm ayrıntılarını doğrulamak zorundadır. Konu olarak ele aldıkları sistemlerin yapısını ve bu yapılar arasındaki ilişkileri ve süreçleri açıklarlar.<br />
Aslında modelleri, teknoloji geliştikçe değişen benzetmeler (analojiler) olarak da düşünebiliriz. Bellek konusunda eski benzetmelerin kimileri, doğada yapılan gözlemlere dayandırılmış. Sözgelimi, eski zamanlarda insanlar, bellekte birbirine benzeyen anıların aynı türden kuşların sürüler oluşturması gibi, bir araya gelerek kümelendiğini öne sürmüşler. Öte yandan, tıpkı bir tablet üzerine çizilen bir işaret gibi, anılarımızın da beynimizde kalıcı izler bıraktığını düşünmüşler. 17. ve 18. yüzyıllarda, saat mekaniğinin öğrenilmesiyle, mekanik benzetmeler yapılmaya başlanmış. 20. yüzyılın başlarında, telefon santrallerinin geliştirilmesiyle, öğrenmede uyarıyla tepki arasındaki bağın kurulması aynı zamana rastlamış. Bugün, ilk ortaya konduğu halinden ne kadar farklı durumda olursa olsun araştırmalarda baskın olan anlayışsa, belleğin bilgi işleme kuramıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bilgi İşleme Kuramı</strong></p>
<p style="text-align: justify;">İnsan belleğini, hem duyularımız yoluyla edindiğimiz bilgiyi depolamak hem de gerektiğinde bunları &#8220;bulup getirmek&#8221; için çalışan bir sistem olarak düşünebiliriz, insan belleği konusunda bilgi edinmenin bir yolu, görsel ve işitsel uyarıların hangi işlemler yoluyla bellekte tutulduğunu ve daha sonra nasıl anımsandığım incelemektir. Belleğin bilgi işleme kuramına göre bellek, farklı yapısal birimlere sahip, ancak birbirine bağlı parçalardan oluşan ve birbirinden farklı süreçleri içeren bir sistemdir. Belleğin farklı yapısal birimlerden oluşması, anıların özelliklerinin ve düzenlenişlerinin birbirinden farklı olması anlamına gelir. Kimi zaman, bir telefon numarasını, sonradan anımsamak için kendi kendimize ne kadar tekrar edersek edelim aklımızda tutamayız. Başka şeylerse çok daha akılda kalıcı olabilir. Sanki, farklı türden anılar belleğimizin farklı yerlerinde saklanıyor gibidir. Anılarımızın kalıcılıkları da, sanki bu farklı depoların yapısını gösterir.<br />
1960&#8242;lı yılların sonlarında Atkinson ve Shiffrin, belleğin bilgi işleme kuramını ortaya koydular. Buna göre. belleğin yapısı, üç farklı depolamadan oluşuyor. Bunlar, duyusal kayıt, uzun süreli depolama ve kısa süreli depolama olarak adlandırılıyor. &#8220;Depo&#8221; olarak adlandırılan bu bölümlerin her biri, farklı bilişsel &#8220;kod&#8221; ları oluşturur. Bu üç deponun kapasiteleri, kayıtları tutma süreleri ve işlem özellikleri birbirinden farklıdır. Farklı bölgelerde depolanmış anıların değiştirilmesi ve bir yerden bir yere aktarılması için kullanılan bilişsel işlemlerse &#8220;süreç&#8221;leri oluşturur.<br />
Bilgi işleme kuramına göre, duyulardan toplanan uyarıların geldiği ilk yer, depoların da ilki olan &#8220;duyusal kayıt&#8221; bölümüdür. Duyusal kayıt olarak adlandırılan yerde kayıt yapılabilmesi için kişinin dikkatini gelen uyarılara yönlendirmesine gerek yoktur; Bu kendiliğinden gerçekleşir. Bu yüzden duyusal kayıdın kapasitesi çok geniştir; gelen tüm uyarıların burada kısa bir süre için tutulduğu varsayılır. Bu amaçla çabucak bir bilişsel &#8220;kod&#8221; oluşturulur. Duyusal kayıtta görsel, işitsel ve öteki duyulardan gelen uyarılar farklı yerlerde tutulur. Duyusal kayıtta görsel uyanlar 4-5 saniye, işitsel uyarılarsa bunun 10 katı kadar bir süre tutulurlar. Bu süre geçtikten sonra duyusal kayıtta tutulan kayıtlar silinir.<br />
Bilgi işleme kuramına göre, kayıtların taşındığı bir sonraki yer, &#8220;kısa süreli depolama&#8221;dır. Buradaki bilgiler, sözsel ya da sözel olarak kaydedilir. Gelen uyarı, yani duyusal kayıttan buraya aktarılan uyarı görsel bir uyarı da olsa kayıt, akustik ya da sözel olarak yapılır. Kısa süreli depolamanın kapasitesi sınırlıdır. Elden geçirilmeyen, ya da buradan &#8220;uzun süreli depolama&#8221;ya aktarılmayan kayıtla silinir. Kayıtların kısa süreli depolamadan uzun süreli depolamaya aktarılması, &#8220;yineleme&#8221; yoluyla olur. Kısa süreli depolamadaki kayıtlar, yineleme yoluyla tazelenerek, orada daha uzun süre tutulabilir. Öte yandan yineleme, buradaki kayıtlardan, uzun süreli depolamada saklanmaya uygun kayıtlar oluşturulmasını sağlar. Kısa süreli deponun, &#8220;işlek bellek&#8221; olarak rol oynadığı da düşünülmüş. işlek bellek, öğrenme, akıl yürütme ve yorumlama gibi bilişsel işlevlerin parçası olarak, bilginin geçici bir süre için alınarak manipüle edildiği sisteme verilen ad.<br />
Uzun süreli depolamanın kapasitesi de duyusal kayıtta olduğu gibi sınırsızdır. Uzun süreli depolamaya bir kez aktarıldıktan sonra, malzemelerin burada kalıcı olduğu düşünülüyor. Uzun süreli depolamadaki kodların düzeni, öteki depolardakinden farklıdır. Buradaki malzemeler &#8220;anlamlarına göre&#8221; kodlanırlar. Kalıcı bellek olarak da adlandırabileceğimiz uzun süreli depolama, anılarımızın saklandığı yerdir. Anılarımız, algıladığımız şeylerin kayıtları olduğu için, kokular, gördüğümüz ya da işittiğimiz şeyler, ipucu yerine geçerek çoğu zaman anımsadıklarımızı etkiler. Uzun süreli depolamada bulunan kayıtların anımsanmasında karşılaşılan güçlüklerse, başka kayıtların bunları engellemesi ya da bastırmasına bağlıdır.<br />
Belleğin bilgi işleme kuramı, son otuz yılda pek çok değişikliğe uğramış olsa da, hâlâ belleğin açıklanması konusunda önem taşıyor. 1970&#8242;li ve 80&#8242;li yıllar boyunca bilişsel psikologlar bellekle ilgili kuramlarını geliştirmeyi sürdürdüler. Duyusal kayıttaki bilgilerin, gelen uyarının türüne ve kişinin seçtiği stratejiye göre farklı hızlarda değerlendirildiği anlaşıldı. Kısa ve uzun süreli depolamanın içeriği konusunda da daha ayrıntılı bilgiler elde edildi. Önceleri psikologlar, kayıtların içeriğinin, depolamanın yapısını etkilediğini düşünüyorlardı. Daha sonra, gelen uyarıların bellek sistemindeki herhangi bir noktada çok farklı yollarla kodlanabileceği anlaşıldı. Bugün, kısa süreli depolamayla uzun süreli depolama arasında kesin bir ayrım yapılmıyor. Belleğin, gelen uyarıların nasıl kaydedildiği, nasıl depolandığı ve nasıl &#8220;bulunup getirildiği&#8221; konularında da çok esnek olduğu ortaya çıktı.<br />
Hepimiz her gün pek çok şeyi unuturuz. Öğle yemeğinde ne yediğimizi, telefon numaralarını, filanca toplantıda tanıştığımız birinin adını&#8230; Aslında bir şeyleri unutuyor olmak her zaman çok önemli olmasa da, anımsamaya çalıştığımız şeyleri unutmuş olmak bizi rahatsız eder. Böyle zamanlarda çoğumuz, belleğimiz üzerinde ne kadar az kontrol sahibi olduğumuzu fark edip şaşırırız. Kimi zaman aklımızda tutmaya çalıştığımız kimi şeyleri unutuveriririz. Kimi zaman da, hiç aklımızda yokken, anımsamaya çalışmasak da, bir şey birdenbire aklımıza geliverir; kokular, sesler, başımızdan geçmiş bir olay, bir yüz, bir manzara&#8230;<br />
Bir şeyi anımsadığımız zaman, o şeyi anımsadığımızın farkında oluruz. Aslında bu duygu, her zaman o şeyi anımsamanın önemli bir bölümü olmayabilir. Otomobil kullanmayı ele alalım: Otomobil kullanırken çoğu zaman trafik işaretlerinin anlamlarını ya da yapacağımız işlerin sırasını anımsarken, bunun bilincinde olmayız. Kimi zaman da biz bilinçli olarak deneyimlerimiz arasına koymamış olsak bile kimi bilgiler belleğimizde kaydedilir. Peki, insanlar bilgileri (ya da uyarıları) belleklerinde tutmak ve daha sonradan, gerektiği zaman bunları bulup geri getirmek için ne yaparlar? Bilgi işleme kuramına göre, insanlar anılarını &#8220;çalıştırmak&#8221; için, üç tür bellek işlemi yapar. Bunlar, kaydetme, depolama, ve bulup getirmedir.</p>
<p style="text-align: justify;">donuşumkonagı.net</p>
<!-- Social Bookmarking Reloaded BEGIN --><div class="social_bookmark"><em>Bu yazıyı paylaş</em><br /><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;output=popup&amp;bkmk=http://www.atanjumusul.com/?p=4166&amp;title=Bili%C5%9Fsel+Yakla%C5%9F%C4%B1m" title="Aggiungi 'Bilişsel Yaklaşım' a Google Bookmarks"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/google.png" title="Aggiungi 'Bilişsel Yaklaşım' a Google Bookmarks" alt="Aggiungi 'Bilişsel Yaklaşım' a Google Bookmarks" /></a><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="https://favorites.live.com/quickadd.aspx?url=http://www.atanjumusul.com/?p=4166&amp;title=Bili%C5%9Fsel+Yakla%C5%9F%C4%B1m" title="Aggiungi 'Bilişsel Yaklaşım' a Live-MSN"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/live.png" title="Aggiungi 'Bilişsel Yaklaşım' a Live-MSN" alt="Aggiungi 'Bilişsel Yaklaşım' a Live-MSN" /></a><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.atanjumusul.com/?p=4166&amp;t=Bili%C5%9Fsel+Yakla%C5%9F%C4%B1m" title="Aggiungi 'Bilişsel Yaklaşım' a FaceBook"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/facebook.png" title="Aggiungi 'Bilişsel Yaklaşım' a FaceBook" alt="Aggiungi 'Bilişsel Yaklaşım' a FaceBook" /></a><br /><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="http://www.myspace.com/Modules/PostTo/Pages/?t=Bili%C5%9Fsel+Yakla%C5%9F%C4%B1m&amp;c=http://www.atanjumusul.com/?p=4166" title="Aggiungi 'Bilişsel Yaklaşım' a MySpace"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/myspace.png" title="Aggiungi 'Bilişsel Yaklaşım' a MySpace" alt="Aggiungi 'Bilişsel Yaklaşım' a MySpace" /></a><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="http://twitter.com/home?status=http://www.atanjumusul.com/?p=4166" title="Aggiungi 'Bilişsel Yaklaşım' a Twitter"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/twitter.png" title="Aggiungi 'Bilişsel Yaklaşım' a Twitter" alt="Aggiungi 'Bilişsel Yaklaşım' a Twitter" /></a></div>
<!-- Social Bookmarking Reloaded END -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atanjumusul.com/?feed=rss2&amp;p=4166</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Psikoanalitik Yaklaşım</title>
		<link>http://www.atanjumusul.com/?p=4163</link>
		<comments>http://www.atanjumusul.com/?p=4163#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Aug 2010 21:45:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>atanjumusul</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoanalitik Yaklaşım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atanjumusul.com/?p=4163</guid>
		<description><![CDATA[19. yy sonunda S. Freud öncülüğü ile bir grup hekim akıl ve ruh hastalıklarını psikolojik açıdan incelemeye çalışmışlardır. Zira bu hastalıklardan bir çoğunun fiziksel veya organik kaynakları bulunamıyordu. Hastalıkların kaynaklarının bulunmasında önce hipnoza başvurulmuştur, daha sonraları da psikanaliz yöntemi geliştirilmiştir. Freud akıl hastalıklarının psikolojik nedenlerini incelerken “Bilinçaltı” nı keşfetmiştir. Freud ve arkadaşları psikoz ve nevrozların [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">19. yy sonunda S. Freud öncülüğü ile bir grup hekim akıl ve ruh hastalıklarını psikolojik açıdan incelemeye çalışmışlardır. Zira bu hastalıklardan bir çoğunun fiziksel veya organik kaynakları bulunamıyordu. Hastalıkların kaynaklarının bulunmasında önce hipnoza başvurulmuştur, daha sonraları da psikanaliz yöntemi geliştirilmiştir. Freud akıl hastalıklarının psikolojik nedenlerini incelerken “Bilinçaltı” nı keşfetmiştir. Freud ve arkadaşları psikoz ve nevrozların coğunun, kişinin çocukluktan itibaren tatmin edilmemiş olan arzu ve ihtiyaçlarının baskı altına alınmasından, bilinç dışına itilmesinden meydana geldiğini öne sürmüşlerdir. Kliniklerde yaptıkları deneylerde bunu kanıtlamaya çalışmışlardır Freud’a göre içsel yaşantılar bilinçlilik bakımından birbirinden farklı üç düzeyde bulunurlar. Bunlardan tam bilinç düzeyinde kişi, anılar, düşünceler, duygular gibi içsel yaşantıların farkındadır. Bilinç tam olarak aydınlıktır. İkinci düzey bilinç öncesidir, burası bilince yakın olan anıların, arzuların bir deposu gibidir. Kişi bunların farkında değildir, ama istediği anda bilinç alanına çıkabilir. Üçüncü düzey ise bilinçaltıdır. Burada kişinin istediği zaman bilinç alanına çıkaramadığı varlıklarından bile haberdar olmadığı duyguları, düşünceleri, anıları, dürtüleri bulunur. Bilinçaltında bulunan bu düşünceler yok olmazlar. Kişiyi rahatsız eder, davranışlarını şu yada bu şekilde etkilerler. Bilinçaltı düşünceleri rüya ve hayallerde ortaya çıkar.<br />
Freud’a göre anormal davranışlar, aslında insanların ruhsal çatışmalarından kurtulabilmek için başvurdukları çabalardır. Bu nedenle bu davranışlar asla anlaşılmayacak olan davranışlar değildir. Normal davranışlarla aralarında yanlızca bir derece fark vardır.<br />
Freud ayrıca kişilik konusunda da yeni bir görüş getirmiştir. İnsanın id-ego-süper ego denilen üç yanını ve bunların etkileşimini incelemiştir.<br />
Özet olarak şunu söyleyebiliriz: Psikanalitik psikologlar (Freud, Adler ve Jung) akıl hastalıklarını ve bilinçaltını klinik yöntemlere ve gözleme başvurarak incelemişlerdir. Psikolojinin bulgularını hekimlik alanında kullanmışlardır</p>
<p>Kaynak :http://www.psikolojikdanisma.net/kuramlar.</p>
<!-- Social Bookmarking Reloaded BEGIN --><div class="social_bookmark"><em>Bu yazıyı paylaş</em><br /><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;output=popup&amp;bkmk=http://www.atanjumusul.com/?p=4163&amp;title=Psikoanalitik+Yakla%C5%9F%C4%B1m" title="Aggiungi 'Psikoanalitik Yaklaşım' a Google Bookmarks"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/google.png" title="Aggiungi 'Psikoanalitik Yaklaşım' a Google Bookmarks" alt="Aggiungi 'Psikoanalitik Yaklaşım' a Google Bookmarks" /></a><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="https://favorites.live.com/quickadd.aspx?url=http://www.atanjumusul.com/?p=4163&amp;title=Psikoanalitik+Yakla%C5%9F%C4%B1m" title="Aggiungi 'Psikoanalitik Yaklaşım' a Live-MSN"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/live.png" title="Aggiungi 'Psikoanalitik Yaklaşım' a Live-MSN" alt="Aggiungi 'Psikoanalitik Yaklaşım' a Live-MSN" /></a><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.atanjumusul.com/?p=4163&amp;t=Psikoanalitik+Yakla%C5%9F%C4%B1m" title="Aggiungi 'Psikoanalitik Yaklaşım' a FaceBook"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/facebook.png" title="Aggiungi 'Psikoanalitik Yaklaşım' a FaceBook" alt="Aggiungi 'Psikoanalitik Yaklaşım' a FaceBook" /></a><br /><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="http://www.myspace.com/Modules/PostTo/Pages/?t=Psikoanalitik+Yakla%C5%9F%C4%B1m&amp;c=http://www.atanjumusul.com/?p=4163" title="Aggiungi 'Psikoanalitik Yaklaşım' a MySpace"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/myspace.png" title="Aggiungi 'Psikoanalitik Yaklaşım' a MySpace" alt="Aggiungi 'Psikoanalitik Yaklaşım' a MySpace" /></a><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="http://twitter.com/home?status=http://www.atanjumusul.com/?p=4163" title="Aggiungi 'Psikoanalitik Yaklaşım' a Twitter"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/twitter.png" title="Aggiungi 'Psikoanalitik Yaklaşım' a Twitter" alt="Aggiungi 'Psikoanalitik Yaklaşım' a Twitter" /></a></div>
<!-- Social Bookmarking Reloaded END -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atanjumusul.com/?feed=rss2&amp;p=4163</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hümanistik Yaklaşım</title>
		<link>http://www.atanjumusul.com/?p=4158</link>
		<comments>http://www.atanjumusul.com/?p=4158#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Aug 2010 21:39:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>atanjumusul</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Hümanistik Yaklaşım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atanjumusul.com/?p=4158</guid>
		<description><![CDATA[Hümanist (İnsancıl) Yaklaşım çağdaş bir psikoloji akımıdır. Bu ekol psikolojinin insan boyutu ve psikoloji teorisinin insan bağlamı ile ilgilidir.
Davranışçı ve psikanalitik yaklaşımlara karşı görüşleri vardır. Özellikle insanı ele alışları açısından öteki ekollerden ayrılırlar. Bu yaklaşıma göre insan kendine göre bir değerdir, belli bir toplum düzeninin yada iş örgütüdür, aracı haline getirilmemelidir. İnsan kendisinden, davranışlarından, oluşturacağı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Hümanist (İnsancıl) Yaklaşım çağdaş bir psikoloji akımıdır. Bu ekol psikolojinin insan boyutu ve psikoloji teorisinin insan bağlamı ile ilgilidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Davranışçı ve psikanalitik yaklaşımlara karşı görüşleri vardır. Özellikle insanı ele alışları açısından öteki ekollerden ayrılırlar. Bu yaklaşıma göre insan kendine göre bir değerdir, belli bir toplum düzeninin yada iş örgütüdür, aracı haline getirilmemelidir. İnsan kendisinden, davranışlarından, oluşturacağı kimliğinden kendisi sorumludur. Hayatı kendisi için yaşamaya değer, anlamlı bir hale getirmek kişinin kendisine düşer. Ölümlü olan insanın hiçbir yaşantısı tekrar etmeyecektir. Geçmiş ya da gelecek değil, içinde yaşanılan an önemlidir. İnsan için bilim amaç değil, ancak araç olabilir. İnsanı tanırken dogmatik görüşlerden kaçınmak gerekir. İnsan davranışlarını denetim altına almak yerine, daha çok özgürlüğe yer verilmelidir. İnsanı anlamak için onun iç yapısını bilmek gerekir. Bunun için iç gözleme baş vurmak zorunludur. İnsan cansız bir nesne olmadığından, dıştan bakılarak davranışları yordanamaz</p>
<p style="text-align: justify;">Hümanistik psikoloji, davranışcı ve psikanalitik ekollerine reaksiyon olarak 1950’lerde ortaya çıkmıştır. Hümanistik yaklaşımın kökleri varoluşçu düşünceye dayanır (Kierkegaard, Nietzsche, Heidegger ve Sartre). Bazen de psikolojinin üç değişik ekolü içinde algılanır; davranışçılık, psikanaliz ve hümanizm. İlk ekol Ivan Pavlov’un şartlı reflex çalışması’ndan köklenerek Amerika’da Watson ve Skinner’in öncülük ettiği akademik psikolojinin kurulmasına neden olur. Abraham Maslow daha sonra davranışçılığa ‘Birinci Güç’ adını vermiştir. ‘İkinci Güç’ Freud’un psikanaliz araştırması ile başlayarak Alfred Adler, Erik Erikson, Carl Jung, Erich Fromm, Karen Horney, Otto Rank, Melanie Klein, Harry Stack Sullivan ile devam eden diğerlerinin ekolüdür.</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm bu teorisyenler içinde Hümanistik Psikolojinin temelini atanlar Abraham Maslow, Carl Rogers ve Rollo May’dir. Bu ekolün diğer temsilcilerinin arasında Roberto Assagioli, Medard Boss, R.D. Laing, Gritz Perls, Anthony Sutich, Erich Fromm, Kurt Godstein, Clark Moustakas, Lewis Mumford ve James Bugental sayılabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hümanistik Psikoloji’nin terapi yöntemleri şöyle özetlenebilir: (Aanstoos, Serlin &amp; Greening, 2000 ve Rowan, 2001):<br />
• Danışma: Rollo May’in Varoluşçu Psikoloji’si, Danışan Odaklı Terapi (Carl Rogers tarafından geliştirilmiştir), Evlilik veya Aile Terapisi<br />
• Psikoterapi: Medard Boss’un Voroluşçu psikoterapisi, Gestalt Terapi (Fritz Perls tarafından geliştirilmiştir), Deneysel Psikoterapi, Vücut Çalışması, Psikodrama, Primal Entegrasyon, Psikosentez, Derinlemesine Terapi, Transpersonal Terapi<br />
Grup Çalışması : Hümanistik-Varoluşçu Grup</p>
<p style="text-align: justify;">Hümanistik terapinin amacı kişiye bütüncül bir tanım vermektir. Kişinin kendisini bir bütün olarak algılamasını sağlamayı hedefler, kendini gerçekleştirme (self-actualization) hedefindedir. Hümanistik düşünceye göre her birey,kendisini güçlü bir kişilik yapacak ve özalgısını sağlamlaştıracak bir takım beceriler ve kaynaklarla doğar. Bu ekolün ulaşmak istediği, kişinin bu beceri ve kaynaklarını kendisi için doğru olan alanlara yönelterek kullanmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hümatistik Psikolojiye göre, insan kendisinden, davranışlarından ve oluşturacağı kimliğinden kendisi sorumludur. Hayatı kendisi için yaşamaya değer ve anlamlı bir hale getirmek kişinin kendisine düşer. Geçmiş ya da gelecek değil, içinde yaşanılan an önemlidir. İnsan davranışlarını denetim altına almak yerine, daha çok özgürlüğe yer verilmelidir. İnsanı anlamak için onun iç yapısını bilmek gerekir. Bunun için terapist iç gözleme baş vurmak zorundadır. İnsan cansız bir nesne olmadığından, dıştan bakılarak davranışları yorumlanamaz. Bu akım insanı inceleme yöntemini getirmiştir. Psikolojiyi bir bakıma yeniden felsefeye yaklaştırmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>donuşumkonagı.net</strong></p>
<!-- Social Bookmarking Reloaded BEGIN --><div class="social_bookmark"><em>Bu yazıyı paylaş</em><br /><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;output=popup&amp;bkmk=http://www.atanjumusul.com/?p=4158&amp;title=H%C3%BCmanistik+Yakla%C5%9F%C4%B1m" title="Aggiungi 'Hümanistik Yaklaşım' a Google Bookmarks"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/google.png" title="Aggiungi 'Hümanistik Yaklaşım' a Google Bookmarks" alt="Aggiungi 'Hümanistik Yaklaşım' a Google Bookmarks" /></a><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="https://favorites.live.com/quickadd.aspx?url=http://www.atanjumusul.com/?p=4158&amp;title=H%C3%BCmanistik+Yakla%C5%9F%C4%B1m" title="Aggiungi 'Hümanistik Yaklaşım' a Live-MSN"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/live.png" title="Aggiungi 'Hümanistik Yaklaşım' a Live-MSN" alt="Aggiungi 'Hümanistik Yaklaşım' a Live-MSN" /></a><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.atanjumusul.com/?p=4158&amp;t=H%C3%BCmanistik+Yakla%C5%9F%C4%B1m" title="Aggiungi 'Hümanistik Yaklaşım' a FaceBook"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/facebook.png" title="Aggiungi 'Hümanistik Yaklaşım' a FaceBook" alt="Aggiungi 'Hümanistik Yaklaşım' a FaceBook" /></a><br /><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="http://www.myspace.com/Modules/PostTo/Pages/?t=H%C3%BCmanistik+Yakla%C5%9F%C4%B1m&amp;c=http://www.atanjumusul.com/?p=4158" title="Aggiungi 'Hümanistik Yaklaşım' a MySpace"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/myspace.png" title="Aggiungi 'Hümanistik Yaklaşım' a MySpace" alt="Aggiungi 'Hümanistik Yaklaşım' a MySpace" /></a><a class="social_img" onclick="window.open(this.href, '_blank', 'scrollbars=yes,menubar=no,border=0,height=600,width=750,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" href="http://twitter.com/home?status=http://www.atanjumusul.com/?p=4158" title="Aggiungi 'Hümanistik Yaklaşım' a Twitter"><img src="http://www.atanjumusul.com/wp-content/plugins/social-bookmarking-reloaded/twitter.png" title="Aggiungi 'Hümanistik Yaklaşım' a Twitter" alt="Aggiungi 'Hümanistik Yaklaşım' a Twitter" /></a></div>
<!-- Social Bookmarking Reloaded END -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atanjumusul.com/?feed=rss2&amp;p=4158</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
